Makale

Hukuksuzluga alismanin anlami

Hukuka ve demokrasiye aykiri olan, bu ülke için bile çarpici uygulamalar ilk yapilislarinda biraz tepkiyle karsilaniyor, ikincisinde gürültü azaliyor, üçüncüsünde yok olup gidiyor.

Baskiya alisiyoruz, bu, iyi bir sey degil. Kisinin özgürlügünden taviz vermesi kisiliginden verdigi tavizdir. Kisilerin özgürlükleri bir zincirin halkalari gibi birbirine baglidir, bir kaç halka koparsa zincir dagilir. Demokrasi siyaset ya siyasi tutum bunun farkinda olan siyasettir.

Keyfilige, hukuksuzluga alismak, direnci ve kisiligi yok ettigi oranda, zorbaligin mesrulasmasinin kapisini açar, demokrasi ve gelecek için ölümcül sonuçlar üretir. Nitekim çok yerde açmis ve üretmistir. Geçici sanilan zorbalik dönemleri böylece köklesmis ve kalici hale gelmistir.

Türkiye’deki siyasi tepkisizlik bu bakimdan zaman zaman endise veriyor. Süphe yok, ülkede içten içe büyüyen bir itiraz hali var, ama sesler seçimlerden seçimlere duyuluyor. Sandik molalari arasinda, sistemin parçalari keyfilik ve hukuksuzluga adeta tümüyle duyarsiz ve bu konuda hareketsiz. Yargi, siyasi partiler, özerk kurumlar, is dünyasi, sivil örgütler, basin buna örnek. Pek çogunun faaliyeti, olan biteni dogrulamakla, olmadi uyum saglamakla veya kendi varolus alanini korumakla sinirli.

O zaman kamuoyu açisindan durum farkli olmuyor.

Hukuka ve demokrasiye aykiri olan, bu ülke için bile çarpici uygulamalar ilk yapilislarinda biraz tepkiyle karsilaniyor, ikincisinde gürültü azaliyor, üçüncüsünde yok olup gidiyor.

Geçen hafta Sanliurfa’nin Suruç ile Mardin’in Savur, Derik ve Mazidagi ilçelerinde HDP’li belediye baskanlari görevlerinden alindi, yerlerine kaymakamlar kayyum olarak atandi. Bu atamalara birlikte HDP’nin kayyum atanan belediye sayisi 24’e yükseldi. Haber, basinda bir kaç satirla olarak yer aldi.

Iki gün önce Baglar Belediyesi’nin seçilmis, HDP’li 6 meclis üyesinin yerine, kentteki farkli kurumlarda çalisan memurlar kayyim olarak atandi. Haber kendisine bir kaç internet sitesinde ancak yer buldu.

Türk demokrasisi daha önce yasamadigi bir seye tanik oluyor. Yerel seçimlerin üzerinde 6 ay henüz geçti. Ülkede toplam oylarin yüzde 10’nu almis, TBMM’nin üçüncü büyük siyasi partisinin kazandigi belediyeler teker teker ve adeta sistematik bir biçimde elinde aliniyor.

Ülkede hakim zihniyet için bu gelismeler sadece Kürtleri ilgilendiren ve hikmet-i hükümetle ilgili bir durum.

Nitekim, buna kapiyi açan kanuni yöntem de çok kisiyi ilgilendirmemisti.
Olaganüstü hal döneminde, Anayasa’nin 127. Maddesi hilafina, 674 sayili kararnameyle Içisleri Bakanligi’na seçilmis belediye baskani ve meclis üyelerini görevden alarak yerine kamu görevlisi atama yetkisi verilmisti. Böylece görevden alinan seçilmis kisinin yerine bir baska seçilmisin gelme zorunlulugu ortadan kalkmis, kimi bölgelerde siyasi alani ‘devletlestirme’, hukuk devleti disina itme, hikmet-i hükümetle ele alma islemi icat edilmis, olaganüstü hal hukuku kendisinden sonraki dönemlere tasinarak genellestirilmisti.

Bu durum sadece Kürtleri mi veya HDP’yi mi ilgilendiriyor dersiniz?
Seçmen iradesini yok sayan bu tutum, aslinda, Kürt meselesi gibi, herkesi ilgilendirir, zira temsili demokrasi zemininin görülmemis oranda tahrip olmasina isaret eder.

Ama Türkiye buna alisiliyor.

HDP’li belediye baskanlarini görevden uzaklastirma, yerlerine kayyum atama uygulamasi HDP’de ‘sine-i millet’ tartismasini gündeme getirdi. Belli ki, demokratik ve siyasi hayata iliskin bu tartisma da basini, çogunlugu, diger siyasi partileri ilgilendirmedi.

Demokrasinin temsili ilkelerinde ilk ciddi sarsintilari AK Parti Genel Baskani’nin kendi partisinden seçilen belediye baskanlarini, oylari onlarin degil kendisinin aldigi varsayimiyla, istifa etmeye zorlamasiyla yasamisti.
Bu konuda da infial sinirliydi.

Alisiyoruz, dogal kabul ediyoruz.

Foucault’nun yillar önce söyledigi ve benim yazilarimda sik alintiladigim gibi. ‘Kimilerine göre, toplumun ya da bir toplulugun çikarlari gerektirdigini düsünülüyorsa, hiç bir ölüm, cinayet, magduriyet, haksizlik, gayrimesruluk önem tasimaz, hak ve özgürlüge dair ilkelerin anlami olmaz…’

Bizde, bu günlerde, sadece kimileri degil, sanki çogunluk böyle düsünüyor, rejim bunu siar ediniyor.

Birakin politikayi, demokrasiyi, insani açidan, vicdani olarak bile bu, utanç verici bir haldir.

Foucault sözlerinin devami söyle getiriyor: ‘Bu düsüncenin sahibi, ister siyasetçi, ister tarihçi, ister devrimci, ister cemaatçi, ister milliyetçi olsun, ister su ya da bu hakli davanin yandasi olsun, ahlaken özünde faydacidir, strateji denilen algi hastaliginin esiridir… Benim ahlakim bunun tersidir. Hayata bakisim, tek tek ve her özgürlük arayisina saygili, insani, hukuki, evrensel degerleri tahrip eden her iktidara karsi tavizsiz olma üzerine kuruludur. Bu, basit, ama zor bir tercihtir.

Ama demokratik tercih budur.’

Erdem, mesafeli bakisi, vicdan ve insan hakkini iç içe soktugunuz zaman olusur. Baski, taciz, tehdit karsisinda düstügü durumu, baskalari için üretmemek, keskin inançlardan, siyasi pozisyon ve hayat tarzi hükümlerinden uzak durmayi bilmek, erdemdir.
Alismayin
——————————————————————–
Karar-21-11-2019

Ali Bayramoglu

Back to top button