Insan ve hukuk
Insanin niteligine iliskin soruya, onun evrensel bir varlik olmasi nedeniyle ancak felsefi alanda bir cevap aranmakta. Bu konu felsefenin en kadim ve en karanlik meselesi. Sorunun cevabi insanin kendine özgü yapisinda yatmakta. Bu yapi yalin ve tek katmanli degil, aksine çoklu birlesik bir yapi ve evrenin bütün katmanlari onda yansimasini bulmakta. Bir süre önce kaybettigimiz degerli hukuk felsefecisi Vecdi Aral bu soruya cevap verirken: ‘Bir bakima makrokosmos, insanda özetlenmistir. O, bir mikrokosmostur; bir küçük evrendir,’ der.Erich Froom bu cümleyi adeta tamamlar. ‘Heyecan verici çok sey vardir, ama hiçbiri de insandan daha görkemli degildir.’ (Vecdi Aral, ‘Insan Özgür mü?’)
Insanin niteligine cevap bulurken insanin insana ne kadar ihtiyaç duydugunu anlariz. Bu ihtiyaciAbdülhak Sinasi Hisar çok güzel özetler. ‘Peki, vefa yerine ihanet görmeye, hakikati bulmak yerine iftiraya ugramaya, haksizligin kurbani olmaya raziyiz. Fakat derdimizi dökecek bir dert ortagi, basimiza gelenlerden sikâyetimizi duyacak bir can kulagi bulunsun.’
Insan bir toplum düzeni kurmak ve bu düzen içinde yasamak zorunda. Onun her seyden önce fizik varligini korumak için diger insanlarla birarada yasamasi ve isbirligi yapmasi kaçinilmaz bir durum. Ancak bu maddi ihtiyacin yani sira insan manevi yönden iç dünyasini olusturup zenginlestirebilmek, kendini gerçeklestirebilmek için toplumun saglayacagi olumlu, yaratici, tesvik edici ortama ihtiyaç duyar. Balzac, bu ihtiyaci söyle dile getirir. ‘ insanin ilk düsüncesi sudur: Bir kader ortagi bulmak. Hayatin kendisi olan bu güçlü istegi doyurmak için insan bütün direncini, gücünü, tümel hayatinin enerjisini kullanir.’
Insanlarin birlikteligi kendisini vazgeçilmez olarak askta bulur. Kuskusuz kastedilen ask bugünkü tüketim toplumunda aldigi hâliyle içi bosaltilmis ve cinsellige indirgenmis bir durum degil. Insan iliskileri içsel dünyamizin kaynaklarini olusturmakta. Ancak insanda toplumsal egilimler kadar ona karsit egilimler de bulunmakta. Insan ayni zamanda çikari için baskalarina zarar vermekten, gücünü baskalarini yok edinceye kadar kullanmaktan çekinmeyen bencil bir varlik. Insan insanin ilaci olurken ayni zamanda kurdu da olabiliyor.
Sinirsiz güç kullanilmasi toplum yasamini zehirler ve onu yok eder. Bu nedenle doga yasalarinin disinda ve üstünde bir ‘olmasi gereken’i gösteren normlarin (kurallarin) bulunmasi gerekir. Toplum içinde bireylerin güvenilir olmasini saglayan hukukun öncelikle kendisinin güvenilir olmasi zorunlu. Toplumsal hayata güven getirecek, gelecege iliskin planlar yapabilmeyi saglayacak hukukun mesrulugu, açikligi, biçimciligi ve sürekliligi yerine getirmesi çok önemli.
Hukukun gerçek bir güvenlik saglamasinin önemli bir kosulu da hukuk düzeninin arkasinda bulunan devletin, somut anlamda yönetenlerin de kendilerini ayni hukuka tabi kilmasi. Devleti mesrulastiran sey bir taraftan bireyleri kaba güce karsi korumasiysa, diger taraftan onun da koruma önlemleri sistemine, bu yoldaki sinirlandirmalara kendisini de sokmasi, mesru hukuktan ayrilmamasi yani hukuk devleti niteligine sahip bulunmasi olmakta.
Antik Yunan Uygarligi’nin yedi bilgesinden biri olan ve o dönemin anayasasini hazirlayan (Solon Anayasasi ) Atinali devlet adami ve sair Solon, bize bir siirinde gücün hukukla sinirlanmasinin önemini binlerce yil öncesinden anlatmakta. ‘Buluttan karla dolu düser/ Parlak simsekten gök gürlemesi dogar/ Büyüklerin hirsi devleti uçuruma sürükler/ Halk farkina varmadan müstebitin kölesi olur/ Pek asiri güçleneni sonradan baglamak zordur/ Her seyi vaktinde düsünmek gerekir.’
———————————————————-
Taraf- 3 Mart
Ümit KARDAS