Makale

ISID´in tarih dersi

Tas devrinden kalan beyinleri ve ruhlariyla, günesin ilk isinlarini vurdugu bu topraklara hükmedeceklerini sandilar. Kendisine ‘Islam Devleti’ adini takan Yontma Tas Devri artiklarinin, büyük çogunlugunu Mezopotamya´nin dag çiçekleri olan Èzidilerin olusturdugu sivil halka yönelik barbarliklari, ‘Islam ve siddet’ tartismalarini yeniden alevlendirdi.

Çocuklari keserken bile haz aldiklari her hallerinden belli olan bu cehennem köpeklerinin vahseti karsisinda, ayni inanci paylasanlarin bile ‘bunlar Müslüman olamaz; Islam´a en büyük zarari bunlar veriyor’ biçimindeki tepkilerini daha sik duyar olduk.

Islam´a en büyük zarari bunlarin verdikleri dogru. Lâkin Muslüman olmadiklari tezi oldukça tepkisel ve abartili. Diger akimlar, tarikatlar, cemaatlar gibi onlarin da kendilerini Islam tarihi ile iliskilendirdikleri, beslendikleri, kültürel ve sosyal temellerin Islam sosyolojisi ile bir biçimde örtüstügü bir gerçek.

Farkli bir kültürden, farkli bir inançtan gelmiyorlar. Tipki ‘Islamin son derece barisçil ve hosgörülü bir din’ oldugunu iddia edenler gibi onlar da Islami kendilerine göre yorumluyorlar. Kimin daha ‘dogru’ bir tespit yaptigi, kisinin aldigi kültür, ruh sagligi, çevre ve benzeri birçok faktöre bagli olan son derece izafi bir durum. Ama gerçek olan tek sey var ki ISID´in bize ‘uygulamali’ gerçek bir tarih dersi verdigi…

Üstelik bu dersi sadece ISID vermiyor. Müslümanlarin güç kazandigi, yönettigi bütün topraklarda ayni oranda olmasa da benzer görüntüler var. Iran sokaklarinda her gün onlarca rejim muhalifinin, ‘zina eden’ kadinlarin, homoseksüellerin ve benzerlerinin daragaçlarinda sallanan bedenlerini görüyoruz. Afganistan´da, Sudan´da, Suudi Arabistan´da Pakistan´da ve öteki Islam cografyasindaki fotgraflar da farkli degil: Kafalari, kollari kiliçla kesilenler, daragaçlari, taslanarak ödürülen kadinlar ve kirbaçlanan erkekler…

Bunlari Islam tarihi içerisinde görmek mümkün; her inancin ve toplumun tarihinde benzeri figürler vardir; ancak 21 Yüzyilin degerler sistemi içerisinde tüm dinler gibi Islam´in da siddet, zulüm ve ISID barbarliklariyla iliskilendirilememesi gerektigini düsünenlerdenim. Ama Müslümanlarin önemli bir bölümünü benim gibi düsünmüyor.

Islamla siddet arasinda dogrudan bir iliski kuran Danimarkali karikatürist Kurt Westergaard´ a gösterilen tepkilerin, 140 insanin ölümüne yol açmasi bile onlarin Westergaard´dan farkli düsünmediklerini göstermeye yetiyor.

ISID´in ayni bedende de olsa gerçekte o bedeni çürüten hastalikli bir hücre oldugunu düsünenler de var. Hatta o ‘bedene’ disaridan yerlestirilmis bir mikrop oldugunu ve bir tehdit olarak gördükleri Islam´a karsi ISID eliyle savastiklari biçiminde anlayislar da…

Bu anlayisin da tümüyle yanlis oldugunu söylemek güç. Zira ISID gibi, varliklarini terör üzerine insa etmis örgütlerin bir ‘laboratuar ürünü’ olduguna ben de inaniyorum.

Lâkin bu bize ISID´e katilanlarin beslendigi ‘kültür’ün kaynaklarini açiklamaya yetmiyor. ISID´e katilanlarin bir kismi, inançlarin özgürce ifade edildigi, siyasi haklarin genis biçimde kullanildigi, saygi gördügü Avrupa ülkelerinden geliyor.

Onlarin agir ruh sorunlari oldugunu söyleyenler de olacaktir; ki bunun da payini yadsiyamayiz. Savas ortami, tecavüze ugramis birinin yasadigi travmanin neden oldugu öç alma duygusunu tatmin edecek sinirsiz bir imkan sunar.

Bir kisminin amaci ise sadece öldürmektir. Bir baska yerde gerceklesmesi mümkün olmayan tatmin olma duygusunu yasamak. Düsmaninin cigerini söküp çig çig yemek… Ya da bir çocugu keserken bile hiç bir sey hissetmemek, gülmek hatta zevk almak…

Ve bütün bunlari ‘Allah’ için ‘Islam’ için yapmak… Dünyanin her tarafindan binlercesi ‘Cihad’ için geliyor. Hem de gönüllü olarak; hem de hiç kimse onlari buna zorlamamisken…

Bu iste bir tuhaflik yok mu?

Sivas´ta, Madimak´ta yasananlarin bir derin devlet opsiyonu oldugunu çok iyi biliyoruz. Ama benzin bidonlariyla oraya kosan, atese veren, taslayan, linç eden kitlenin psikolojisini olusturan ‘sosyal doku’yu, bu utanca neden olan insanlari biraraya getiren ‘kültürel faktörleri’ hiç mi tartismayacagiz.

Hirsizin hiç mi suçu yok!

Islami, gercekte sidddetle iliskilendiren ne Danimarkali Westergaard ne Hindistanli Rüsdi ne de Papa 16. Benediktus´tur. Onlarin yaptigi sadece bir ayna tutmak. Bir inancin ne olup olmadigi konusundaki fikri bize baskalari degil, onun tasiyicilari verebilir ancak.

Bu tasiyicilarin bir kisminin, bir takim güçlerin bölgesel çikarlari için Islami kullandiklarini, ‘sessiz çogunlugun’ Islami lekeleyen bu tür barbarliklarin karsisinda oldugunu biliyoruz da o ‘sessiz çogunlugun’ neden sessiz oldugunu bir türlü anlayamiyoruz.

Müslümanlar, inançlarinin bu kadar sömürülmesine, dinlerinin bu ölçüde asagilanmasina neden karsi çikmiyorlar?

Westergaard´a, Rüsdi´ye, Papa´ya Aziz Nesin´e gösterdikleri tepkileri, inançlarini bir isgal, zulüm, yagma hareketi oldugunu göstermeye çalisan tas devri barbarliklarina karsi neden göstermiyorlar?

Inançlarini neden savunmuyorlar?

Çünkü Islamiyet, bizzat Müslümanlar eliyle siyasallastirilmistir.

Çünkü Islamiyet, bir inanç sistematiginden öte, çiktigi dönemin özellikleriyle algilanip bir toplum projesi, bir sosyal sistem modeli olarak yorumlandigi için…

Böyle algilandigi için de nasil yasamaniz, nasil giyinmemiz, nasil düsünmeniz kunusunda uymak zorunda oldugunuz belirli standartlar koyar.

Uymayanlara ne oldugunu da Iran, Afganistan, Sengal´den biliyoruz.

Tümü ISID kadar ‘kati’ degildir. Ama unutmamak gerekir ki ISID normal kosullarin ürünü degil, bir ‘cihad’ hareketidir. Bu olup bitenlerin ‘cihad’in mantigina uygun olup olmadigini biz bilemeyiz.

Ama bildigimiz bir sey var ki siyasal Islam içerisinde ISID´in birçogundan çok daha samimi oldugu.

Zira o bize gerçek bir tarih dersi veriyor…

Ziya Laçin

Back to top button