Kürt siyaseti Gezi’ye mi çikiyor?
Laik kesim içinde bir grubun siyasete müdahil olamamaktan ötürü biriktirdigi enerjinin siyasete tahvil edilmesi, AKP muhaliflerinin bugün için en önemli hedefi.
Askeri bir müdahalenin mümkün gözükmedigi, iktidarin ise yüzde elli oy aldigi ve büyük çapta basarili bir idare gösterdigi su durumda, hükümetin devrilmesinin tek bir yolu bulunuyor: Toplumsal bir kirilma yaratmak ve bu gerilim üzerinden hükümeti mesruiyetini kaybettirecek bir hamleye zorlamak. Gezi bunu mikro ölçüde gerçeklestirdi. AKP hükümetinin bu kendiliginden olusan küçük kirilmayi bile yönetememesi ise muhalefet koalisyonundaki umutlari artirdi. Ne var ki karsimizda ögrenmeye egilimli, bilgiyi siyasete tahvil etmekte de maharetli bir iktidar var. Dolayisiyla eger AKP’yi devirmek istiyorsaniz daha fazlasini yapmak durumundasiniz. ‘Daha fazla yapmanin’ en basit yolu ise muhakkak ki yaniniza Kürt siyasetini almaktan geçiyor. Çünkü bugün hükümeti ‘demokratik’ ve ‘mesru’ kilan en önemli özelligi aldigi yüzde ellilik oydan ziyade, Kürt meselesini barisçi yolla çözme iradesini ortaya koymasi. Ne var ki Kürt siyaseti Gezi’den neset eden ve baskalasan harekete hakli olarak daha bastan çekinceli bakti. Bu olaylarin çözüm sürecine karsi olmasa bile, onun aleyhine oldugu kanaati çok yaygindi. Ancak daha sonrasinda Basbakan’in milliyetçi bir muhafazakârliga davet çikaran mitingleri kafalari iyice karistirdi. Çünkü BDP/PKK için zayif bir AKP çözüm sürecinin ilerlememesini ifade etse de, milliyetçilesen bir AKP’nin de çözüm açisindan hayirli bir durum olmadigi açikti. Böylece ikircikli bir ara sürece girildi. Bu arada tecavüzcü askerler serbest kaliyor, Basbakan yeni bir paketin söz konusu olmadigini, barajin inmeyecegini söylüyor, karakol ve baraj insaatlarinin mesruiyetini anlatmakta zorlaniyordu. Sonuç, BDP/PKK için denklemin yeniden kurulmasiydi: Eger AKP Kürtlerin taleplerini yerine getirecekse çözüm sürecine destek verilebilirdi, ama eger AKP bu talepleri ertelemekte israrci ise Kürt siyaseti de Gezi’ye çikabilir, hükümeti devirmeyi hedefleyen koalisyona katilabilirdi…
Geçen hafta BDP Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulu bu atmosferde toplanarak ‘2. asamayi ilerletmek en acil görevimizdir’ baslikli bir sonuç bildirgesi yayinladi. Dendigine göre çözüm sürecinin 2. asamasina geçildigi saptanmisti ve artik adim atma sirasi hükümetteydi. Bunlar arasinda kimsenin ‘hak’ ve ‘reform’ baglaminda itiraz edemeyecegi TMK’nin kaldirilmasi, TCK’nin ilgili maddelerinin degistirilmesi, toplanti ve gösteri hakkinin genisletilmesi, uluslararasi sözlesmelerdeki çekincelerin kaldirilmasi zikredilmekteydi. Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi de Kürt siyasetinin herkesin haklarinin takipçisi oldugunu gösteren bir nisane olarak listeye eklenmisti. Bildirge buradan Gezi’ye geçiyor, bu ‘demokrasi ve özgürlük’ itirazina karsilik hükümetin mitingler yaparak kendi tabaniyla ‘halki’ karsi karsiya getirmek istedigi vurgulaniyordu.
Bu pozisyonun temeli ise ‘1. asamanin basariyla sürmekte olmasi, PKK’nin silahli güçlerinin Türkiye sinirlarinin disina çekilmeye baslamasiydi’. Bildirgenin nasil olup Cizre’deki ‘militan mezuniyetine’ ve kaçirilan insanlara hiç deginmedigini sorgulayabiliriz. Ama daha kritik bir nokta var: 1. asama ‘çekilmeye baslamayi’ degil, ‘çekilmeyi’ gerektirmekte. Aksi halde çekilmenin belirsiz ve belki de sinirsiz bir zamana yayilmasi halinde, silahlarin susmasinin çok güvenilir bir adim olmadigi belli. Bunun sonucu PKK güçlerinin çekilmesinin hükümet üzerinde bir Demokles kilicina dönüsmesidir, ki bunun Türkiye’nin Kürt olmayan çogunluguna kabul ettirilmesi mümkün degil. Ancak asil ilginci BDP’nin Gezi’de ‘halki’ bulmasi, AKP mitinglerini ise ‘halka karsi’ olarak sunmasi… Bunun ‘samimi’ bir siyaset oldugunu söylemek çok zor. Muhtemel bir açiklama BDP/PKK’nin kendi tabanini kontrol etmekte zorlanacaginin, yani tam bir çekilmenin gerçeklesemeyeceginin anlasilmasi ve Kürt siyasetinin Gezi’den de yararlanarak viraj dönmeye çalismasi… Sebep ne olursa olsun, umarim bu iyi düsünülmüs, sonucuna razi olunan bir hamledir. Çünkü simdi seçimlere giderken gerçek bir kirilma yasanirsa buradan çözüm degil, Kürt hak ve özgürlüklerinin sadece ‘ertelenmesi’ çikar. Polis müdahalesini savunmak mümkün degil, ama karsi tarafta baska hayallerin olusmadigindan da emin olmak zor… Belki AKP’nin ‘bu kez’ devrilecegi ve ulusalcilarla el ele Kürt özgürlesmesine dogru yürünecegi düsünülmekte. Her halükarda bu noktada Gezi’ye çikmanin siyasi bedeli küçük olmaz ve üstü ‘münferit hata’ ile de örtülemez.
——————————————————
Zaman-3 Temmuz
Etyen Mahçupyan
