Muharrem, Alevilik, Müslümanlik
Satirlarima, bu yasima kadar bu yil ki gibi bir Muharrem’ görmedigimi belirterek basliyayim. Alevi örgütleri, 2012 yilinda oldukça yaygin, oldukça yogun etkinliklerle Muharrem Orucunu’ karsiladilar ve ayni ruhla ugurladilar. Oruç, iftar yemekleri, muharrem sohbetleri, Muharrem Cemleri’ ve nihayet asure, Alevi kitlenin küçümsenemiyecek bir bölümünü haftalarca mesgul eden baslica gündem maddesi oldu.
Elbet, bu oruç ve orucun sonunda da asure pisirip dagitma gelenegi, Alevilerin inanç kültüründe yüz yillardan beri var. Bu, Hz. Ali`nin oglu Hz. Hüseyin`in Kerbela`da yanindakilerle birlikte hunharca katledilisi nedeniyle gerçeklestirilen bir yas tutma ve anma etkinligidir.
Ancak, Muharrem yasini tutan çevrelerin, ona sarilma derecesi ile tutma yöntemleri her yerde ayni degil. Televizyonlarda her yil örneklerini gördügümüz gibi Siiler, mazoistçe bir ruh hali ile bu anmalari kendi kendilerine iskence etmeye kadar vardirabiliyorlar. Zincirlerle vücutlarini döverek kan içerisinde birakmalari bunun gözönündeki örneklerindendir. Buna karsilik Aleviler arasinda Muharrem yasi, pasif ve sessiz sekilde geçeklestirilmektedir. 12 gün boyunca her hangi bir hayvani öldürmeme, her hangi bir sekilde kan akitma ile sonuçlanabilecek eylemlerden kaçinma, tras olmama, yikanmama, senlik yapmama vs.
Beri taraftan, dogup büyüdügün topraklarda, yani Dersim ve ona yakin çevre bölgelerde (Erzincan, Mus, Erzurum, Elazig, Sivas, Malatya, Maras, Adiyaman) bu yas eylemi, geleneksel olarak Muharrem’ adiyla adlandirilmaz. Son yillara kadar halk arasinda bu isim hemen hemen hiç kullanilmiyordu ki kirsal alanlarda bu gün de durum degismis degil. Bahsettigim bölgelerdeki Kürt Alevilerin Kirmancca (Zazaca) konusanlari ona Rojê Des û Di Îmaman ya da Îmamû’, Kurmancca konusanlari Rojîyê Deh û Du Îmaman’, Türkçe konusanlari ise On Iki Imam Orucu’ derler.
Yine asure’ sözcügü de son dönemlere kadar bahsini ettigim bölgelerin Alevilerine yabanci bir terimdi. Kimi istisnalar hariç, Kirmancca (Zazaca) konusan Aleviler onu Germîya Des û Di Îmaman’, Kurmancca konusanlar ise Germîya Deh û Du Îmaman’ seklinde adlandirirlar.
Benim yasimdakileri çocukluk ve gençlik yillarinda, bu orucun (12 Imam Orucunun) tutulmasi, kimilerinin sunmak istedikleri gibi yaygin degildi. Örnegin her köyde, 12 Gün tam olarak oruç tutan insanlarin sayisi parmakla gösterilecek kadar azdi. Çogu kisi oruç süresini 3 günle sinirliyordu ki bütün bunlar da Alevilere yabanci yöntemler degil. Çünkü Alevi anlayisina göre önemli olan sekil degil, niyettir. Kisi niyet ettikten, yani yüreginde onu yasattiktan sonra oruçlu gün saayisini mutlaka 12`ye çikartmak zorunlu degil.
Öte yandan, Gaxan, Xizir (Türkçe Alfabe ile Gagan ve Hizir), Qere Çarseme’ (Kara Çarsamba) ya da Newrozê Martî oruçlarindaki coskunun olmayisi ise dogal olarak çocuklar ile genç yastakilerin ilgisiz kalmalarina neden oluyordu. Diger bir deyisle bu üç oruç ve kutlamada görülen kitlesellik bir matem orucu olan 12 Imam Orucu`nda yoktu.
Bu yil, zirveye ulasan ve bir bakima Ramazan`a dönüstürülen abartili Muharrem’ programlari aslinda son 20-25 yildir ortaya çikmis olan kendi kendini asimile etme (otoasimilasyon) egiliminin bir yansimasindan baska bir sey degil. Bu egilim, Türk Alevilerde daha çok islama, Kürt Alevilerde ise Türk-Islam’ çizgisine kayma seklinde kendini gösteriyor. O nedenle bizim olan’ ya da bize ait olan’ laflarini çok sik kullananlar, geriye dönüp isin aslina bakmayi, yani bizim olan’in ne oldugunu hatirlamayi pek te akillarina getirmiyorlar. Anne ve babalarinin konustuklari dil, onlarin dualari, ibadetleri, gelenek ve töreleri kendilerini adeta ilgilendirmiyor.
Sözünü ettigimiz abartili Muharrem’ programlari ile Aleviligin nerdeyse 12 Imam aski ve islami çerçeveye sikistirilmasinda, Alevi agirlikli yayin yapanan iki televizyon kanalinin; TV 10 ile Yol TV`nin de önemli katkisi oldu. Her iki televizyon kanalinda kimi olumlu, ufuk açici programlara yer verilse de, biraz da aralarindaki rekabetin etkisiyle kaliteyi göz ardi eden, yanlis bilgilerle dolu spekülatif programlar, bir ay boyunca bu konudaki yayinlara damgasini vurdu.
Kuskusuz, Aleviler 12 Imamlari seviyor, onlara büyük saygi gösteriyorlar. Ancak bu sevgi ve saygi, dini inanca iliskin prensipler üzerine insa edilmis bir sevgi ve saygi degil. Zaten Hz. Ali`den baslayarak 12 Imamlarla Islam devletlerinin yöneticileri arasinda yasanan sorunlarin kendileri de Islam dininin özüne, onun prensiplerinin yorumuna iliskin farklardan kaynaklanmiyor. Tam tersine Hz. Ali basta olmak üzere, onun soyunun devamcilari olarak kabul edilen Imamlar, Islamin bilinen prensiplere siki sikiya baglilar. Onlar arasindaki çeliski ve çatismalar, özü itibariyle bir iktidar kavgasidi.
Aleviler, bu mücadelede 12 Imamlari, kendileri gibi haksizliga ugrayan, zulüm gören taraf olarak kabul ettikleri için, onlarin yolunda olduklarini söylüyorlar. Daha da önemlisi 12 Imam yolunda olanlar’ ile müslüman’ görünme çabasi, yüz yillardan beri Aleviler açisindan Islam devletlerinin zulmünden kurtulabilmenin bir vasitasi, bir nevi korunma zirhidir.
Açiktir ki, ayni ya da yakin cografi alanlarda yasamis bütün inançlar gibi Alevilik ile Islam arasinda kimi ortak noktalar olsa da temel prensipleri itibariyle bunlar birbirinden çok farkli yerlerdeler. Heri iki inanç, kainatin yaratilisi, Tanri insan iliskisi, alin yazisi ve insanin yasam içerisindeki rolü, ibadet, aile iliskisi ve kadinin toplumdaki rolü ile maddi degerlerden yararlanma ya da paylasim alaninda, birbirlerine çok uzak, çok ters durumdalar. Aleviler, Islam dininin hiç bir temel kuralini, kendileri için dini bir görev olarak kabul etmiyor ve yerine getirmiyorlar.
Bir yandan bu kurallara uymamak ve onlarin gereklerini yerine getirmemek, bir yandan da kendilerini gerçek müslüman gibi göstermeye çalismak, bu durumdaki Alevilerin büyük çeliskisini olusturmaktadir. Bu bakimdan, ayni çevrelerden sik sik duydugumuz Bizim müslümanligimiz Hz. Muhammet ile Ali`nin müslümanligidir, Ömer ile Osmaninkisi degil’ sözleri bir safsatadan ibarettir. Müslümanligi, Hz- Muhammet ve Hz. Ali müslümanligi ile Hz. Ömer ve Hz. Osman müslümanligi seklinde bir ayirima tabi tutmak, hiç bir tarihi kaniti olmayan, zorlama bir tezdir. Böyle bir iddiada bulundunuz mu Kur`ani Kerim`in Hz. Muhammed`in kurdugu dinle ilgisi olmadigini söylemis olursunuz. Eger Aleviler, Hz. Muhammed`in kurdugu dinin gerçek takipçileri iseler, o zaman namazin, Haç`in, zekatin vs. Islamda yerleri olmadigini iddia ediyorsunuz demektir. Bütün bu iddialarin ciddiye alinabilecek tarafi var mi?
Açiktir ki Alevilerin oraya buraya yamanmaya, kendilerine hayali kimlikler aramaya gereksinmeleri yok. Alevilik, basli basina bir inançtir. Yapilacak sey, bu inancin tarihini, farkli bölgelerde yasayan ve farkli etnik kimliklere sahip olan Alevilerin sahip olduklari farkli versiyonlari her yönü ile ortaya çikarmak, asimilasyona karsi bilinçli ve programli ortak bir mücadeleyi hayata geçirmektir. Kendi gerçegini bir kenara birakip ta sunni kimlikler pesinde kosan, ona hakiki müslümanlik’ türünden yapay kimlikler bulmaya çalisanlar, sonuçta Cemhaneler (Cemevleri) ibadet yerleri degil, Aleviler için ibadet yerleri camilerdir’ diyenlerden fazlaca farkli bir sey yapmis olmuyorlar.
Satirlarima Alevilik inancinda Mürsitlik’ mertebesinde bulunan, Dersim´in ünlü sairi ve bestecisi Sey Qazî`nin bir sözü ile son vereyim.
Her vas koka xo ser o royeno,
Her teyr eve perranê xo firrdano’.
Türkçesi:
Her ot kendi kökü üzerinde yeserir
Her kus kendi kanatlari ile uçar’.
Munzur Çem