Osmanli’da oyun çok

Asirlardan beridir zalimlerle mazlumlar arasinda, yani yönetenlerle yönetilenler, ezenlerle ezilenler, sömürenlerle sömürülenler arasinda hayatin her alaninda, kiran kirana bir rekabet ve mücadele yasaniyor. Bu alanlardan birisi de edebiyattir.
Bireyler ve halklar arasindaki mevcut haksizliklara karsi çikan bilge kisilerin yarattiklari atasözleri ve fikralar, bir agizdan diger agiza geçerek topluma mal oluyorlar. Bir veya bir kaç cümlecikten olusan bu tür rafine sözler, zamanla mazlumlarin kullandigi etkin bir silaha dönüsüyorlar.
Ezenler, horlananlar, sömürülenler, bu silahlarla zalimlerin uçak, tank, top , tüfek ve bombalarinin karsisina dikiliyorlar. Milyonlarca ezilen insanlarin dillerinde, yüreklerinde ve beyinlerinde yasattiklari bu etkili silahlar, tarih boyunca zorba düzenlerin yikilmasinda ve daha adil bir düzenin kurulmasinda çok önemli bir rol oynamislardir. Osmanlilarin egemenligi altinda yasayan mazlum halklarin dile getirdikleri ‘Osmanli’da oyun çok’ atasözü, bunlardan birisidir.
Osmanlilarin, yönettikleri halklara uyguladiklari insanlik disi uygulamalar sonucunda ortaya çikan, yalan söyleme, kandirma, bilinç karartma, ihanet etme, hedef sasirtma, sag gösterip sol vurma ve benzeri oyunlar, mazlumlari canindan bezdirmistir. Bu sistematik zulüm sonucunda, çesitli uluslarin ve toplumsal gruplarin tarihi bilinci ‘Osmanli’da oyun çok’ ata sözünü yaratmistir. Bu üç kelimelik rafine söz, Osmanli sömürgecilik tarihinin çok kisa bir özetidir.
Bizans ve Osmanli Imparatorluklari, dünyanin en ünlü iki entrikaci devletidir. Türkiye Cumhuriyeti de, bu iki entrikaci devletin mirasçisidir. TC yöneticileri, Osmanlidan devraldiklari ‘Osmalida oyun çok’ politikasini ayni sekilde devam ettirmislerdir.
Yirminci asrin basinda, Osmanli Imparatorlugu çözülme ve dagilma sürecine girmisti. Pastadan daha çok pay almak isteyen emperyalist devletler, bu süreci hizlandirmak için, var güçleriyle çalisiyorlardi. Bu çabalar sonucunda, Osmanli egemenligi altinda yasayan tüm halklar ulusal kurtulus mücadelesine girisip, ulusal devletlerini kurdular.
Sadece Kürtler bunu basaramadilar. Çünkü emperyalist, asimilasyoncu ve entrikaci Osmanli kültür içinde büyümüs olan Kemalist kadrolar, Kürtlerin önüne koyduklari tuzak projelerle onlari kontrol altina aldilar, ulusal bilinçlerini zayiflattilar, yanlis hedeflere yönelttiler ve teslim aldilar.
Kemalistler Kürt önder kadrolarina ‘Iki Müslüman halk olarak el ele tutusmak, Islam Halifesini gavurlarin ellerinden kurtarmak ve ortak bir devlet kurmak için beraberce savasmayi önerdiler.’
Kürtler, Kemalistlerin bu önerisine inandilar ve onlara yandas oldular. Bagimsiz bir Kürt devleti kurmayi öneren yurtsever Kürtlerle birlik olma yerine, Kemalistlerin kuyruguna takildilar ve TC’nin kurulmasina önemli katkilarda bulundular.
Kürtler kisa bir zaman sonra, Kemalistlerin gerçek yüzünü gördüler. Büyük bir ihanetle karsi karsiya kaldiklarini anladilar. Ama toplumu Kemalizmin cenderesi içine sikistiran yöneticiler, Kürtlere hatadan dönme sansini tanimadilar. Kürt halkinin boynuna taktiklari esaret zincirini her gün biraz daha siktilar güçlendirdiler.
TC’nin kurulmasiyla birlikte Kemalistler, Kürtlerin varligini ret ve inkar ettiler. Kürtlerin varligini yok saydilar, yok etmeye kalktilar. ‘Kürt diye bir halkin, Kürdistan diye bir ülkenin, Kürtçe diye bir dilin olmadigini’ söylemeye basladilar. Çevrilen bu akil ve gerçek disi sistematik prepogandalar sonucunda Türk halkini bir aptala çevirdiler ve onlari Kürtlere düsman bir hale getirdiler.
Bunun sonucunda, siradan Türkleri bir yana birakalim, kimi bilim adamlarini bile bu yalanlara inandirdilar. Dil bilimci Türkler bile okul arkadasi, askerlik arkadasi, mahalle komsusu, meslektasi olan Kürtlerin gözünün içine baka baka ‘Kürt diye bir halk, Kürtçe diye bir dil yoktur.’ demeye basladilar.
‘Kürt diye bir halk yoktur, kisin karlar üzerinde yürüyen Türklerin ayaklari altindaki karlarin kart-kurt diye ses çikarmasi nedeniyle bunlara Kürt dediler. Yani Kürt denilenler, aslinda Kürt degil dagli Türklerdir.’ gibi saçma sapan sözleri, topluma bilimsel gerçekler diye yutturdular.
Bu yetmezmis gibi, Kürtlerden, Kürt dili, sanati ve edebiyatindan söz eden aydinlari tutukladilar, iskence ettiler, hapislere doldurdular, agir cezalar verdiler, bazilarini da idam ettiler. Önder kadrolari sürgüne yolladilar. Kitlesel katliamlar yaptilar.
Iste bu ve buna benzer nedenlerden dolayi, bu zulme maruz kalan toplumsal gruplar ve halklar ‘Osmanlida oyun çok. özdeyisini ortaya çikmis oldu.
Gelecek yazimda cumhuriyet döneminde Kürtlerin önüne konulan oyunlarindan bahsedecegim. Kürtler bu oyunlarin tümüne kisaca ‘Bextê Romê tune.’ diyorlar. Kürt halkinin yarattigi bu özdeyisi, Türkçeye söyle tercüme edebiliriz. ‘ Türke güvenilmez.’
Yilmaz Çamlibel