Öz’ün suçu hirsizliga göz yummamak
Zulme teslim mi olursun yoksa firtinanin geçmesini mi beklersin? Zekeriya Öz, zulme teslim olmamayi seçti. Ergenekon cephesi ve iktidar çevreleri ayni telden çaliyor. Zekeriya Öz’ü yerden yere vuruyorlar. (‘Yolsuzlarla darbeciler el ele’ teorisi burada da bir defa daha dogrulaniyor.)
Zekeriya Öz’den Ergenekon’un hesabi sorulmayacak. Zaten henüz konu Yargitay’da. Üstelik 13. Agir Ceza Mahkemesi, mahkûmiyet karari verdi. Neyin hesabini soracaksiniz Zekeriya Öz’den?
Diyelim ki savci olarak lehteki delillere pek itibar etmemis ya da Ergenekon’la hiç iliskisi olmayanlari da dosyanin içine katmis. Bu ilk defa mi oluyor? Sonuç itibariyle karari verecek olan mahkeme 13. Agir Ceza Mahkemesi’nden kimi için beraat, kimi için mahkûmiyet çikti. Zaten Zekeriya Öz’ün pesine düsülmüs olmasinin sebebi, 17 Aralik yolsuzluk operasyonu. Herhalde kendisine ‘Darbe hazirligini niçin bassavciya haber vermedin’ diye sorulacak. ‘Bu polisler, Riza Sarraf’in pesine düsmüstü. Neden bakanlari, ‘Ayakkabi kutularinda para alisverisi yapmayin; izleniyorsunuz’ diye ikaz etmedin’ denilecek.
Zekeriya Öz’ün suçu (!) hirsizliga göz yummamak ya da darbeye (!) göz yummak. Hangisini tercih ederseniz.
***
Ergenekon meselesine gelince Bu davanin arkasinda siyasi irade vardi. Zaten, olmasaydi, yargi safhasi akamete ugrardi. (Yolsuzluk davalarinin nasil rafa kaldirildigina hepimiz sahit olduk.) Peki Ergenekon bir safsatadan ya da askere kurulan bir kumpastan mi ibaret?
Italyan Savci Felice Casson, ülkesinde yürüttügü Gladyo operasyonuyla efsane haline geldi. Aralarinda siyasetçi, general ve isadamlarinin da bulundugu yüzlerce kisiyi hâkim karsisina çikartti. Casson’a göre, Gladyo ve Ergenekon gibi örgütler sadece bir araç, amaca ulasmak maksadiyla kullanilan birer taseron yapi. Zamanin degisik sartlarina göre istifade edilen örgütler tasfiye ediliyor fakat en üsteki iktidar, yeni stratejilerle yoluna devam ediyor.
Ergenekon davalari ile karanlik yapiyi ucundan yakalayabildik. Tayyip Erdogan’in magduriyet edebiyati yaparken sürekli ‘Karsilastigimiz tuzaklari bertaraf ettik. Askeri vesayeti sonlandirdik’ demesi, Ergenekon gerçegini kabul etmezsek, baska nasil izah edilebilir? Bu davalar sayesinde degilse, hangi yöntemle siyasete sürekli müdahale eden, bazen de darbe yapan askeri, görev sahasi içine itebildik?
Felice Casson’un açiklamalarindan da anlasilacagi üzere, tek bir yapi yok. Bugün adina Ergenekon denir; yarin baska bir kara propaganda mekanizmasi ve provokasyonla arzu edilen sonuca ulasmaya çalisilir. Netice itibariyle TSK’ya bagli Özel Harp Dairesi çatisi altinda gerçeklesen bir faaliyetten söz ediyoruz. Bunlarin, sivil toplum örgütlerini de mafyayi da bazi terör örgütlerini de kullandigi ileri sürülüyor. Her zaman Türkiye’de provokasyonlar gerçeklesti ve çok elim sonuçlar dogurdu.
Seferberlik Tetkik Kurulu (STK), Tuggeneral Danis Karabelen tarafindan 1952’de kuruldu;
1948’de ABD’ye “özel harp kurumlari ve strateji egitimi” için gönderilen 16 subay, STK’nin resmi çekirdegini olusturdu. Bu subaylar arasinda Karabelen’in yani sira Turgut Sunalp, Ahmet Yildiz, Alparslan Türkes, Suphi Karaman, Mucip Atakli, Refik Tulga da bulunuyordu. Adi geçenlerin isimlerinin, daha sonra darbelerle birlikte anilmasi sadece bir tesadüf olabilir mi? Turgut Sunalp’i 12 Mart döneminden özellikle Faruk Gürler’i cumhurbaskani seçtirme gayretlerindeki rolüyle, 12 Eylül’de de Evren onayli partisi MDP ile taniyoruz. Digerleri 27 Mayis Milli Birlik Komitesi içinde yer almisti; Refik Tulga ise Celal Bayar’in yaveriyken 27 Mayis yönetimi tarafindan Istanbul Valiligi’ne getirilmisti.
Türk kamuoyunun Kibris davasina dikkatini çekmek için baslatilan 6-7 Eylül olaylarinda da Özel Harp’in parmagi oldugu artik biliniyor.
Kibris Baris Harekâti dolayisiyla ABD’den gelen para kesilince o tarihte basbakan olan Ecevit ilk defa Özel Harp’in ismini duymus, daha sonra teskilatta, sivillerin de kullanildigini ögrenmisti. Hatta Tümgeneral Sabri Yirmibesoglu ile Kars’in Sarikamis ilçesinde yaptigi bir konusmadan söz edilir.
Ecevit, Yirmibesoglu’na sordu: “Farz- i muhal, buradaki MHP il baskani, ayni zamanda Özel Harp Dairesi’nin sivil uzantisindaki gizli elemanlardan biri olamaz mi?” Yirmibesoglu samimiyetle cevap verdi: “Evet, öyledir ama kendisi çok güvenilir, vatansever bir arkadasimizdir.”
12 Eylül öncesindeki kavganin atesleyicileri arasinda da bu yapi gösterilmektedir.
***
Türkiye’de bugün asker kislasindan çikmiyorsa, bunu Zekeriya Öz ve Ali Fuat Yilmazer gibi isimlere borçluyuz. Gladyo davasinda da isadamlari, siyasetçiler, askerler tutuklanmisti.
Kimi mahkûm oldu kimi serbest kaldi. Ama Türkiye’de ne oldu? Siyasi iktidarin adi yolsuzluk operasyonlarina karisinca, Ergenekoncular’in kendilerini savunmak için ortaya attiklari iddialar, AK Parti’nin isine yaradi. ‘Tipki, asker gibi, bize de kumpas kuruldu’ dediler. Polisleri cezaevine attilar; simdi sira savcilara geldi. Olay bundan ibarettir.
Kirik kanatli kus
AK Parti’ye oy verenler söyle düsündüler: ‘Bunlar dindar insanlardir; sadece vicdanlarinda olusan iyi ya da kötüye göre degil, dini birikimleri sebebiyle günah/sevap ve cennet/cehennem korkusuyla da hareket ederler. Dolayisiyla, her adimlarini ikili bir süzgeçten geçirirler.’
Mevcut iktidarin bugünkü tutumuyla Türkiye’deki dindarlik algisina büyük bir darbe vurdugunu artik kabul etmeliyiz.
***
Bir fotograf gördüm. Tayyip Erdogan’in basina keklik konmustu. Aklima kirik kanatli kusun hikâyesi geldi:
Bir gün yarali bir kus Hz. Süleyman’a gelerek kanadini bir dervisin kirdigini söyler. Hz. Süleyman dervisi hemen huzuruna çagirtir ve ona sorar:
– Bu kus senden sikâyetçi, neden kanadini kirdin?
Dervis kendini söyle savunur:
– Sultanim, ben bu kusu avlamak istedim. Önce kaçmadi, yanina kadar gittim, yine kaçmadi. Ben de bana teslim olacagini düsünerek üzerine atladim. Tam yakalayacagim sirada kaçmaya çalisti; o esnada kanadi kirildi.
Bunun üzerine Hz. Süleyman kusa döner ve söyle der:
– Bak, bu adam da hakli. Sen niye kaçmadin? O sana sinsice yaklasmamis. Sen hakkini savunabilirdin. Simdi kolum kanadim kirildi diye sikâyet ediyorsun.
Kus kendini savunur:
– Onu dervis kiyafetinde gördügüm için kaçmadim. Avci olsaydi hemen kaçardim.
Dervis olmus birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düsündüm ve kaçmadim.
Hz. Süleyman bu savunmayi dogru bulur ve kisasin yerine getirilmesini ister. ‘Kus hakli, hemen dervisin kolunu kirin’ diye emreder.
Ancak bu emre kus itiraz eder: ‘Efendim, sakin böyle bir sey yaptirmayin’ diyerek öne atilir.
‘Neden’ diye sorar Hz. Süleyman.
Kus sebebini söyle açiklar: ‘Efendim, dervisin kolunu kirarsaniz, kolu iyilesince yine ayni seyi yapar. Siz en iyisi bunun üzerindeki dervis elbisesini çikartin. Çikartin ki, benim gibi kuslar bundan sonra aldanmasin.
***
AK Parti’ye benzer duygularla oy verenlerin birçogu sanirim ‘Dervis kiyafetinin’ kurbani oldu.
——————————————–
Bugün-18 Agustos
Nazli Ilicak