Serinkanlilik ve güya ordu
Çarsamba sabahi uyandigimizda duyduklarimiz tek kelime ile korkunç idi.
Bu gibi durumlarda toplumun duygusal tepkileri, bu da belki çok dogal ve saglikli, en tepe noktalara ulasiyor.
Ancak, bu gibi durumlarda dahi yine de serinkanliligi elden birakmamak gerekebilir.
Tepkisel davranislar dogal ve saglikli ama yeni sehitlere engel olamadi, olamiyor ve olamayacak.
Serinkanlilik ise baska gençlerin ölümüne bir ihtimal engel olabilir.
Bu yazida, serinkanlilik derken kastettigim iki konuyu açmaya gayret edecegim.
Birincisi, her korkunç olay sonrasinda adeta copy-paste yani kopyala-yapistir yöntemiyle dile getirilen resmi ve sivil tepkilerden vazgeçilmesi geregi.
Her korkunç, sehit vermemizle sonuçlanan olaydan sonra askeri yetkililer ‘bölgenin çembere alindigini ve genis çapli bir operasyonun baslatildigini’ açikliyorlar.
Bu resmi demeci duydugumda benim midem kalkiyor.
Devletin güvenlik güçlerinin asli isi zaten bir saldiri sonrasi geregini yapmak.
Ancak, bir arastirma yapilsin, diyelim son menfur olaydan sonra açiklanan bu ‘çembere alma ve genis kapsamli operasyonlar’ sonrasi kaç kisinin yakalandigi bir açiklansin.
Resmi yetkililer kendi kapali çevrelerinde yasiyorlar; vatandas bu ‘çembere alma ve genis çapli operasyon’ laflarini duydugunda suçlularin yine sirra kadem bastiklarini anliyor, ve maalesef de dogrusunu anliyor.
Devletin en tepesinden daha asagi makamlara kadar, lütfen, her menfur saldiri sonrasi, ‘artik sabrimiz tasmistir’, ‘PKK’ya devletin kahredici gücünü gösterecegiz’, ‘kimse devletle güç yarisina girmesin’, vs. gibi artik kulaga çok anlamsiz gelen sözler sarfedilmesin.
Bu sözleri ekranlardan duyan vatandaslarin, devlet büyüklerine ne dediklerini burada yazmaya hem aile terbiyem, hem basin kanunu, hem de TCK 301 izin vermez zaten.
Peki devlet ne yapacak?
Devlet bu tür anlamsiz, artik kulaklari asindirmis bu sözlerin ifadesi yerine, konunun geregini yapmalidir.
Bu ‘gerek’ nedir, bugün bunu açmanin zamani degil ama akil tutulmasi yasamayan herkes bunu biraz biliyor.
Ikinci konu ise terör olaylari, saldirilar, sehitler ile bir hukuk devletinin atmasi elzem anayasal, yasal adimlar arasindaki her türlü zihinsel bagi tümüyle koparmak.
‘Terör sürdügü sürece anayasal, yasal reformlari yapmak olanaksizdir’ yaklasiminin ne kadar yanlis ve tehlikeli bir yaklasim oldugu dün Hakkari’de verdigimiz sehitlerle bir kez daha ortaya çikti.
24 Mayis 1993 günü de Elazig-Bingöl yolunda 33 askerimizi kaybettik; bu olayin hala tam aydinlanmadigi kanisi yine akli basinda herkese egemen.
O gün TBMM’nin gündeminde olan af meselesi, bu saldiri nedeniyle raflara kaldirilmamis olsa, muhtemelen 19 Ekim 2011 korkunç saldirisi da gerçeklesmeyebilir idi.
Bir kesim, kim olduklari çok karanlik, ne zaman yasal, anayasal adimlar TBMM’nin gündeminde iken saldiriyor, sehitler verdirip, anayasal ve yasal reformlari gündemden çikarttiyor ise, TBMM’nin böyle konjonktürlerde geri adim atmasinin bu karanlik kesimin tuzagina düsmek anlamina geldigini hala nasil anlamiyoruz?
Bugün bu konuya girmeyecegim ama 18 Ekim gecesi bir tugaya (!) gerçeklestirilen ve bu satirlari yazdigim saatlerde 24 sehit ve çok sayida yarali ile sonuçlanan olay ülkemizin güvenlik alaninda ne kadar acikli bir durumda oldugunu ortaya bir kez daha koydu.
200 PKK’linin sinira agir silahlarla yaklastigini göremeyen, sabaha kadar süren çatismada aninda destek üretemeyen bir orduya ne kadar ordu denebilecegini siz okurlarin takdirine birakiyorum; bu noktada benim de serinkanliligim bitiyor dogrusu.
Emekli Deniz Kuvvetleri Komutani Özden Örnek bu sorunun cevabini aslinda anilarinda yazmis idi diye hatirliyorum.
twitter.com/KarakasEser
———————————-
Star-21 Ekim