Sur, Cizre.. Islamcilarin Kazandigi Solun Kaybettigi Bir Mücadele Daha
Iç Savas – Konstantin Altunin, Fransa – Y.boya, kanvas
Daha önce yazdim, defalarca söyledim, bu savas kirli bir savastir. Kirlidir, çünkü savasan taraflar geçmiste barismis olan ve bir süre sonra yeniden masaya oturacak olan taraflardir. Her ikisi de pazarlik yeniden baslamadan önce elini güçlendirmenin derdindedir. Onlar kendi gizli ajandalarini isletirken en büyük bedeli siviller, masum insanlar ödemektedir. Dolayisi ile Türkiye solunun yapmasi gereken en dogru is savasa topyekün karsi çikmak, savasan taraflardan birinin degil sadece ve sadece halkin yaninda olmaktir. Sola Dogu’da da Bati’da da kazandiracak tek yol budur. Ne var ki sol örgütlerin önemli bir kisminin, hatta tek tek solcu bireylerin bile bu tavirdan hayli uzakta bir yerde takilip kaldigini görüyoruz.
Savasan taraflar geri adim atmazken iki ates arasinda kalan halk canini korumak için yerlesim yerlerini terk ediyor. Çogunun gidecek bir yeri yok. Akrabalarinin yaninda ya da camilerde kaliyorlar. Zaten yoksul olan bu yerlerde insanlar bir lokma ekmege muhtaç hale gelmis durumda. Devlet bu isi sadece bir operasyon olarak algiliyor, PKK akil disi hareketlerle ulusal bir destan yazmanin derdinde. Ya siviller? Çocuklar? Yaslilar? Issiz kalan, evsiz kalan, geleceksiz kalan insanlar?
Trajedi orada, biz neredeyiz?
Korkunç bir insanlik trajedisi bütün çiplakligi ile orta yerde duruyor. Peki irili ufakli sol örgütler ne yapiyor? Örgütleri geçtim, bizler, solcular ne yapiyoruz? Hiçbir sey mi? Hayir keske hiçbir sey yapmiyor olsaydik, hiçbir sey yapmasak sanirim kendimize ve ülkeye daha az zarar verirdik. Hiçbir seyden daha kötüsünü yapiyoruz: ezberlerimizle hareket etmeye devam ediyoruz, karsiligi olmayan sözlerimiz ve eylemlerimiz sayesinde samimiyetimizi iyice topraga gömüyoruz, yillardir tekrarlanmaktan anlamini yitirmis sloganlarimizla çürüyoruz, bütün inandiriciligimizi yitiriyoruz.
Görülüyor ki bunca aci ders, bunca yenilgi, bunca kayip örgütlerimizin ezberini kirmaya yetmemis. Yaptiklari baslica is HDP kanadindan gelen içi bos baris çagrilarina alkis tutmak. Siyasi partiler, platformlar, meslek örgütleri, hepsi, adeta HDP’nin birinci derecede müttefiki gibi davraniyor. Meslek örgütlerinin, solcu sendikalarin HDP çizgisinden bagimsiz bir baris siyaseti, hadi siyasetten vazgeçtim bir baris dili üretebildigini kim söyleyebilir? Siyasi partiler de ayni çikmaza dogru kosar adim ilerliyor. Birilerinin çikip aci gerçegi cesaretle söylemesi lazim, kimse söylemedigi için maalesef bana düsüyor, bunun adi eyyamciliktir. Belki seçim döneminde ya da baska bir siyasi momentte kabul edilebilir bir strateji gibi algilanabilir, makul görülebilir, ama savasin bunca aci ürettigi bir zamanda kalkip da savasan taraflardan birine taktik aparatlik yapmak sizi çok itibarsiz bir konuma sürükler. O konumu, birakin genis kitleleri, kendi yandaslariniza, mensuplariniza bile izah edemezsiniz, edemiyorsunuz.
Örgütlerin anlamak istemedigi sey sudur: HDP savasin bir tarafidir. Çünkü herseyden önce PKK ile organik baglari vardir, bu hareketin sivil ayagini olusturmaktadir. Üstelik çatismayi dindirmek yönünde adimlar atacagina hiçbir alt yapisi olmayan ve sadece insanlari atese sürmek anlamina gelen ‘özerklik’ kavraminda israr etmekte, devlete sorumsuz hareketleri için bulunmaz kiymette bir gerekçe sunmaktadir. Özerklik ilanlarinin PKK’nin bir oldubittisiyle ortaya çiktigini, HDP’li yöneticilerin çogunun bu isten haberinin bile olmadigini, hatta örgüte karsi bazi çatlak sesler çiktigini animsayin, demek ki geçen zamanda PKK, HDP üzerindeki gücünü göstermis, ‘Türkiye siyaseti’ arzusunda olanlari deyim yerindeyse hizaya getirmistir.
Türkiye’nin çalisanlarini, emekçileri, laik yasamdan yana olan insanlari temsile yeltenen bir örgütten, önce olaylar karsisinda kisilikli bir tavir sergilemesi beklenir. Falanca partiyle dayanisma mesaji yayinlamanin ya da fesmekan örgütün ‘baris’ çagrisina dahil olmanin adi siyaset olamaz. Sol için siyaset, en evvel, kendi ilkelerinize uygun, makul ve ilerici tavirlar göstererek netlesir. Kaldi ki bugün savasin her iki tarafi da insanlari ‘barisa’ davet ediyor. ‘Hendekleri kapatin’ bile diyemeyen bir örgütün baris çagrisi ne kadar inandiricidir? Halkin ve emekçilerin ezici bir çogunlugunun buna inanmadigini anlamak için müneccim olmaya gerek yok sanirim.
Bireylerin hali örgütlerden beter
Birey olarak bizlerin hali belki örgütlerden, partilerden bile daha vahim. Hepimiz yari-bilinçli bir sekilde, savasa ‘enformasyon’ cephesinden katiliyoruz. Çogunlukla PKK/HDP kaynaklarindan ya da T24, Diken, Cumhuriyet gibi liberal maniplasyon odaklarindan servis edilen bilgileri, fotograflari feysbuka koyup ‘falanca yerde çocuklar ölüyor ’ yazip gönder tusuna basiyoruz. O haberlerin pek çogunun yalan/yanlis olmasi bir yana, gerçekten ölen çocuklar için, aslinda hiçbir sey yapmamaktan bile kötüsünü yapiyoruz. Iki klavye vurusuyla vicdanimizi rahatlatip kahvemizi içmeye koyuluyoruz. Bu tavir bizi önce acilara yabancilastiriyor ve tekrar edildikçe, yavas yavas çürütüyor. Moda’da, Cihangir’de, Karaköy’de her gün yeniden üretilen bu iki yüzlü yasam biçiminin bizi o cinayetleri isleyenlerle ayni noktaya tasidiginin farkina bile varmiyoruz.
Örgütler ve bireyler olarak bizler bu haldeyken öte yanda savas olanca dehsetiyle sürüp gidiyor. Gerçekten de çocuklar, anneler ölüyor, insanlar evsiz, assiz kaliyor. Ve bu halimizle savasin kaybedenlerinden biri de biz oluyoruz.
Islamcilar nasil kazaniyor?
Islamcilarsa hep oldugu gibi kazaniyorlar. Hileyle, hirsizlik yaparak ya da kandirarak mi? Hayir, böyle düsünüyorsaniz çok yaniliyorsunuz, inanin öyle degil. Islamcilar kazaniyorlar, çünkü çalisiyorlar, kendi bagimsiz hatlarinda ve tam da savasin gerektirdigi gibi çalisiyorlar.
Savasa karsi olmak, onun taraflarinin degil magdurlarinin yaninda olmakla baslar. Magdur deyince akliniza ne geliyor? Öldürülen insanlar degil mi? Iste Islamci örgütlerin bizden üstünlügü ilkin burada basliyor. Sur’da Cizre’de ya da baska bir yerde olusan magduriyetin bizim dikkatimizi çekebilmesi için çocuklarin ölmesi, cenazelerin günlerce sokakta kalmasi gerekiyor. Oysa silahlarin patladigi anda magduriyet basliyor, korku basliyor, yoksulluk basliyor, göç basliyor. Islamcilar bütün bu magduriyeti görüyor ve ona göre siyaset üretiyor. Bizse sadece en trajik görüntüleri, o da feysbukta falan paylasilirsa fark edebiliyoruz.
Peki neden böyle dersiniz? Islamcilardan daha vicdansiz oldugumuz için mi göremiyoruz? Hayir, daha vicdansiz degiliz ama sanirim daha akilsisiz. Olaylara akil ve mantik çerçevesinde bakmaktansa PKK/HDP’nin bize uzattigi dürbünden bakmayi tercih ediyoruz. O dürbünse (savasanlardan birinin dürbünü oldugu için) bize gerçegin sadece bir kismini gösteriyor.
PKK/HDP tarafindan bakacak olursak devlet Cizre, Sur vb. yerleri agir silahlarla isgal etmistir ve buralarda yasayan halk top yekün devlete karsi direnmektedir. E manzara bundan ibaret olursa vicdanimiza kala kala devlet güçlerince öldürülmüs sivil insanlar kalir!
Oysa gerçekte halkin büyük çogunlugu savasa karsidir ve savastan kaçmaktadir. Insanlarin sadece %15’inin örgütün savas politikasini onayladigi, kalanlarin bir an önce silahlarin susmasini istedigi ve nüfusun neredeyse tamaminin bu yerlesim yerlerinden kaçtigi biliniyor. Devlet, kentleri neredeyse tamamen yikacak denli çilginca bir siyaset güdüyor. Örgüt, sivilleri kendine kalkan yapiyor, savastan kaçmaya çalisanlari tehdit ediyor, öldürüyor.
Iste bizim göremedigimiz bu gerçegi islamcilar görüyorlar, görmekle kalmayip harekete geçiyorlar. Bizim örgütlerimiz HDP’nin PKK’ye alan açmaktan baska bir ise yaramayan çagrilarina kosarken islamci kuruluslar çoktan Cizre’ye Sur’a vardilar bile. Hem de kamyonlar dolusu yardim malzemesiyle. Onlarca islami örgüt ‘muhacirler’ için yardim kampanyalari düzenliyor. Her yastan gönüllü kar kis demeden insanlara yardim etmeye kosuyor. Bu manzara karsisinda solun, solcularin, bizlerin hali gerçekten içler acisidir.
Savas bitecek ve hiçbir sey unutulmayacak
Türkiye solu maalesef su anda kendisini, kaybetmenin adeta garanti oldugu bir poziyona mahkum ediyor. HDP’yi vs’yi bir yana birakip dogrudan halka temas eden dayanismaci adimlar atmazsak hem doguda hem batida bir kez daha kaybeden taraf olacagiz. Hatta belki daha fecisi olacak, savasanlar barisinca yine bizi günah keçisi ilan edecekler. Her iki tarafin da birbirine hakaret ederken kullandiklari ‘ateist’, ‘dinsiz’ gibi sözcüklere dikkat edin. Sizce kimleri kast ediyor olabilirler?
Dünyanin hiçbir savasi sonsuza dek sürmez. Bu savas da bitecek. Silah tutanlar için yeniden baris masalari falan kurulacak. Ama bu savas, ona maruz kalanlarin benliginde çok derin yaralar açacak. Geriye dönüp baktiklarinda savasi çikaranlari, o savasa alet olanlari animsayacaklar, bir de onlara karsiliksiz yardim eli uzatanlari, savasin karsisinda, onlarin yaninda duranlari. Ve acilen birseyler yapmazsak korkarim ki biz bu insanlarin hayirla yad ettiklerinden olamayacagiz. Bir kez daha biz kaybedecegiz, bir kez daha islamcilar kazanacak.
(*) Bazi Islamci örgütlerin çalismalarina dair su linklere bakabilirsiniz:
IHH, Umut Kervani, yaptiklari yayinlardan bir örnek
(**)Bu konuda ‘bizim’ cenahtan su ana dek göze çarpan tek ciddi çaba Haziran Hareketi’nden geldi. BHH’nin Sur’a Omuz Ver Kampanyasi Gecikmis ve küçük bir baslangiç olsa da çok anlamlidir. Feysbuk’ta resim paylasmak yerine gücünüzün yettigi kadar bir katkida bulunmanizi öneririm:
http://www.birlesikhaziranhareketi.org/sura-omuz-ver/
……………………………………..
Deli Gaffar’in Notlari tamamen bagimsiz bir kisisel blogtur. Hiçbir siyasi grup, medya kurulusu ya da sirketin destegi olmadan yayin yapar.
Deli Gaffar’i takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook : Gaffar Yakinca
Instagram : deligaffar
Deli Gafar