Makale

Ulusal kurumsallasma ve ortak payda üzerine

Kürtler Dünyanin diger halklari gibi, bir ulus sahibidir ve kendi topraklarinda yasamaktadirlar, tarihleri, kültürleri, sanat ve edebiyatlari vardir, ancak bugüne kadar ulusal kurumsallasmalarini özgürce saglayamamislardir, çünkü ulusal özgürlükleri yoktur. Kürdistan’i bölüstüren devletler daima kendi ulusal çikarlari dogrultusunda ekonomik ve siyasal gelismelerini saglamaktadirlar. Kürtlerin ulusal kurumsallasmaya gitmelerini engellemeyi, kendi ulusal çikarlari olarak görmüslerdir. Dünya düzeni de ulusal çikarlar ve gelismeleri üzerinde yürümektedir. Dünyanin iliskileri hiçbir zaman halklar arasi olmamistir, daima uluslararasi diplomatik iliskiler seklinde olmustur. Devlet örgütlenmeleri kendi uluslarinin çikarlari için çalismaktadirlar. Bazen bir devlet yapilanmasinin içinde birkaç ulusun kurumsal olarak temsili de söz konusu olabiliyor, bu da Otonomi, Federasyon vb. gibi devlet yapilanmalari seklinde olmaktadir, Kürtler bundan da yoksun bir halktir, çünkü Kürt ulusu henüz kurumsal anlamda ulusal örgütlenmesini olusturamamistir ve hep engellenmistir.

Yönetimler ulusal çikarlari gözetmeseydi, birden fazla ulusu barindiran ülkelerde devletin yapisal düzenini mevcut uluslarin kurumsallasmalari üzerinde insa etmemeleri için hiçbir sebep yoktur, ama dedigim gibi kendi ulusal çikarlari ve menfaatleri için bunu hep engellemislerdir, bu da ülkelerin enerjisini, gelisime, teknolojiye, kalkinmaya degil, güvenlige kanalize etmeye sebebiyet verdigi için, o ülkede yasayan bütün halklarin aleyhine bir sonuç dogurmaktadir, dünden bugüne Türkiye de yasanan gerçek budur.

Kürtler dünyanin en demokratik ülkesinin boyundurugu altinda dahi olsa, kendi ulusal organizasyonlarini, parlamento, egitim, saglik ve ekonomik birimlerini olusturmadigi sürece dünyayi, ekonomik, sosyal ve siyasal olarak, çok geriden takip etmeye devam edecektir. Bir sirket dahi kurumsal hale gelmedigi zaman, rekabet etmeye, büyümeye ve rakip firmalara karsi ekonomik hayatini ve tüzel kisiligini korumasi mümkün degildir. Dünyanin ekonomik, sosyal ve siyasal gelismeleri ulusal kurumlar üzerinde yürümektedir, her ulusun ekonomik birimlerinin getirecegi katma degerler o ulusun halkina ve ekonomisine bir refah saglamaktadir, yasayan baska halklar var ise ancak ekonomik zincirlerin ticari halkasi içinde pay alip verebilir, bu örnek, sosyal, siyasal, kültürel alanlarda da geçerlidir, Ezilen bir halkin dili, kültürü, edebiyati serbest olsa dahi, ana dille egitim okullarda serbestçe verilse dahi o halk ulusal kurumsallasmasini örgütlemedigi sürece her alanda geri kalmaya mahkumdur, her seyden önce sosyal ve ekonomik anlamda dünyayi çok geriden takip edecektir.

Türkiye Devleti’nin parçasindaki Kürtler nüfus olarak en kalabalik olan kesimdir. Türkiye, Suriye, Irak ve Iran yillar yili Kürtlerin ulusal organizasyonlarina kavusmamalari için büyük çabalar göstermislerdir, bunu kendi ulusal çikarlari ve uluslararasi diplomasinin de destegi ile yerine getirmislerdir. Ancak bugün Ortadogu’da farkli yeni gelismeler ve bu paralelde sekillenmeler ile yönetim biçimlerine dogru gidilmektedir. Kürtlerin de ulusal sorunu kendini göstermektedir, Türkiye inkarci politikasini terk etmistir ve yeni pozisyonlar için hazirlanmaktadir. Türkiye’nin her halükarda ortak paydalari Türk Ulusunun çikarlaridir, bu onlarin devletteki görevleri ve halklarina karsi olan sorumluluklaridir, ama bunu baska bir halki kabul edip, onun ulusunu inkar oldugu zaman bu haksiz bir uygulama ve kabul edilemez.

Söyle ki;

AKP demokratik gelismelerle bu sorunu haledecegini söyleyerek en ileri derecede demokratik yaklasim gösteren partidir, ama temel ulusal çikarlarindan taviz vermeden, Kürtlerin ulusal haklarini kabul etmeden haledecegini söylüyor.

CHP tarihi misyonuna devam etmektedir, nasil ki 1960’li yillarda kendisine verilen misyon olan, sol parti olma görevini basarili bir sekilde yerine getirerek, Türkiye de sol’un gelismesini engellemistir, bu konuda da temel bir degisim göstermemistir, hileli yollara devam etmektedir ve resmi ideoloji ile kurumlarini (Ergenekon gibi) savunmaya devam etmektedir.

En dikkat çekici olan ve sasirtici olan, sosyalist kesim ise büyük çogunlugu, hiçbir zaman Türk ulusal çikarlari çizgisinden uzaklasmadan, siyasi hayatlarini idame etmektedirler. Bunlarin içinde en köklü ve geliskin olan, TKP yillar yili Kürt ulusal taleplerine karsi, siyasal çalismalar ve tezler gelistirmistir, hiçbir zaman Kürt sorununu bir ulusal sorun olarak görmemistir. TKP’nin eski Kürt kesimi hizli bir sekilde BDP’nin içinde yer alarak, çati partisi olma yolunda, görevlerini yerine getirmektedirler. Bu anlamda Kürtlerin ulusal organizasyonlarini taleplerinden uzaklasmalari çalismalarinda, 12 Eylül’ün rotasina hizmet etmektedirler. Türk ulusal çikarlarini savunmaya devam etmektedirler. Halbuki yazimin basinda belirttigim gibi Kürtler ancak ulusal talep ve özgürlükleri ile özgür olup, ekonomik ve sosyal alanda dünya normlarina kavusabilir.

MHP de CHP gibi misyonunu devam etmektedir, tek fark, kendini kamufle etmeden devam etmesidir, ayrica Kürt kardeslerimiz diyerek bir yenilik göstermislerdir.

Kisacasi, Türkiye’nin bütün siyasal ve sosyal kurumlari, sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri dahil, ortak paydasi, Türk ulusal çikarlari üzerinde siyaset yapmaktir ve gelismektir. Kanimca bu bütün dünya için geçerlidir.

Peki, Kürtler ne yapmaktadir, ne yapmasi gerekir;

Kürtler de, diger halklar gibi, ulusal çikarlari için ortak bir payda olusturabilir mi? yoksa birlikte hareket etmekten uzak, çagdisi asiretçi ve feodal zihniyetleri asmadan, ben eskiden neysem yine o olmaya devam edecegim diyerek, ama ayni siyasal hedefi savunan bölük pörçük olmaya devam mi edeceklerdir. Bunu analitik bir analize (Yakin tarihi ve bugünü yanyana getirerek) tabi tutacak olursak;

1970-1980 dönemi Kürt ulusal çalismalarinin altin yillari diyebiliriz, ulusal anlamda bilgilenme ve örgütlenme dönemini basarili bir sekilde veren Kürt hareketleri, 1980 askeri darbesi ile ulusal hedeflerinin önü kesilmistir ve ikinci olarak, 12 Eylül’ün çok, ama çok önemli bir ”basarisi” olan, Kürtleri ulusal taleplerinden, kendi organizasyonlari kanaliyla uzaklastirmayi simdilik basarmistir. Çünkü onlar Kürt ulusal taleplerinin yok olamayacagini çok iyi bilmektedir, bu konuda bilimsel veri ve analizlere sahiptirler, ama hedeflerini saptirmakta onlar için bir basaridir ve geciktirerek kendi ulusal çikarlarini savunmuslardir.

1980 askeri darbesinden sonra, örgüt olarak ayakta kalan tek Kürt örgütü (PKK’nin disindakiler) PSK olmustur, 12 Eylül’ün en zor günlerinde dahi kitlelerden bagini koparmamistir, zar zor ama basarmistir ve var olmustur, hem de süreçten kopmadan bunu basarmistir, 12 Eylül’den çok kisa bir süre sonra yayinlari ile, 12 Eylül askeri darbesini analiz ederek, yurtsever insanlarin, umudu ve yardimcisi olmustur, ama eski kitlesel yapisini kaybetmistir. Zayif haliyle dahi 1989’lu yillarda legal parti fikrini bazi aydinlarla beraber, ortaya atarak ve hayata geçirerek, PKK’nin bu anlamda kendilerini ihanetle suçlamalarina ragmen basarmistir. Bugün Kürt halki, BDP’nin kontrolünde olsa da eger legal siyasal bir mücadele içinde ise, bunu hiçbir mütevazilik göstermeden, PSK ve Sayin Kemal Burkay’in yönlendirmesi ve basarisidir denilebilir ve demek lazim.

Bugün ise, Kürt ulusal talepleri ve çalismalari baglaminda, Legal parti olan, HAK-PAR bu misyonu üslenmis durumdadir.

HAK-PAR Kürt sorunun bir ulusal sorun oldugunu, sorunun çözümünün de ancak ulusal anlamda organize ve kurumlarini olusturmalari ile çözülebilecegini söylemektedir ve bunu programina koymustur. Hak-Par, federasyonu temel talebi olarak görüyor, ancak Kürtlerin kendi kaderlerini tayin ederek, devletlerini kurmalari da onlarin en tabii hakki oldugunu savunmaktadir. Hak-Par bunlari savunuyor iken, Kürt aydinlari ve 12 Eylül’den sonra yavas yavas toparlanan digerleri ne yapmaktadir.

Ayrica, BDP kendi çizgisinde, ne yaptigini biliyor ve Kürt sorunun ulusal çapli olmayip, bir halk sorunu olmasini savunarak, üniter yapi içinde demokrasinin gelismesi ve ademi merkeziyetçi bir yapi ile çözülebilecegini savunmakta, kitleleri de bu konuda kanalize etmektedir.

HAK-PAR ise; ulusal çizgiyi net olarak savunarak kendini ifade etmektedir, 12 Eylül’den sonra, son yillarda toparlanmaya çalisan, DDKD, RIZGARI, KUK, KADEP; KDP vb. gibileri arayislarina devam etmektedirler, bir zamanlar 12 Eylül öncesi Özgürlük Yolu’nu federasyonu savundugu için suçlayanlar hemen hemen hepsi federasyonu savunur olmuslar, bu iyi bir gelismedir ve bunu feodal asiretçi bir karekterle izah ve savunmaya gerek yoktur. Bazi önemli sahsiyet ve arkalarindaki sahislarda, 30, 40 yil önceki gibi, HAK-PAR’i, PSK’yi suçladiklari gibi, Kürdvari olmamakla elestirmeye devam etmektedirler. Ama hiç kimseyi de begenmemeye devam etmektedirler, kendilerinin de bir sey ortaya koydugu yok.

Her seyden önce HAK-PAR kimsenin tekelinde degildir ve programina baktigimiz zaman bir kitle partisidir, bu anlamda (hain olmayan) herkesi barindirabilir bir yapiya sahiptir. Yazimin basinda belirttigim gibi, Kürtler ulusal anlamda bir kurumsallasmaya gitmedikleri sürece, kültürel, sanatsal, ekonomik ve sosyal anlamda geri kalmaya mahkumdur. Eger bugün ortak paydada bulusulamiyorsa bunun altindaki sebep, federasyon, federasyonun çesitleri veya bagimsizlik talebinin farkliliklari degildir, ulusal kurumsallasmayi ve birligi basaramamanin sebeplerinden biri olan, feodal, asiretçi zihniyetin sosyalistleri, aydinlari dahi esir aldigi ve arkalarindaki sahislarinda halen bunu kesfetmemeleri gibi, bir toplumsal yara ile karsi karsiyayiz. Nerdeyse federasyonun çesitlerini tartisir olacagiz, benim federasyonum daha güzel onunki güzel degildir, diyecek kadar ve bütün mesele ben eskiden buydum, simdi bunu savunuyorum ama benim savundugum çesit daha iyi zihniyeti hakim durumdadir. Ortada maalesef temel anlamda bir siyasal farki, ben sahsen görememekteyim.

Insanlar veya kadrolar sunu söyledikleri zaman, ben eskiden bunu savunuyordum, federasyonu savunanlari elestiriyordum, hatta hain ve yaban otu diyordum, ama süreç bu düsüncenin hayat bulabilecegini bize göstermistir ve ben de bunu savundugum için bu yapiya girmeye karar verdim demeleri, bir ezilme degil tam aksine bir erdemliktir. Tipki 1970’li yillarda sosyalist düsünceyi ve sistemi tam analiz etmedigimiz için, ulusal baskaldiriyi yapan, ölümsüz Kürt Ulusal Lideri, Mustafa Barzani’ye hain deyip sonradan özelestiri vermenin bir erdemlik oldugu gibi.

Halbuki ortak payda da bulusmak son derece basit ve nettir, yeter ki oldugumuz gibi görünelim, beynimizin içindeki o ben liderlik, kariyerci ve asiretçi zihniyeti bir kenara atalim.

Söyle ki;

1.) Kürtler bir ulustur

2.) Kürtler; ulus olmanin yapisi ve kurumsallasmalarini talep etmek onlarin en tabii hakkidir.

3.) Otonomi, Federasyon, Bagimsizlik hedeflenebilir ama üçü de ulusal kurumsallasmanin ögeleridir, biri digerine engel degildir.

4.) Taleplerin sübjektiflikten uzak olmasi gerekir.

a. )Taleplerin temel ulusal kurumsallasmalardan taviz vermeden,

b. ) Nesnel ve objektif olmasi gerektigi gibi,

c. )Güç dengelerini hesaba katarak, dünya, Ülke ve bölgesel konjonktürü yadsimamasi gerekir.

Irak KDP yillarca Ulusal Otonomi’yi savunmustur, ama nesnel kosullar ve konjonktürel durum onlari Federasyona tasimistir.

5.) Hakli oldugumuza ve Legal örgütlü mücadeleye inanarak, basarmamak için bir sebep yoktur. Ama ayrisarak basarmak mucizedir.

6.) O HALDE KÜRTLERIN ORTAK PAYDASI; ULUSAL TALEP VE ULUSAL KURUMSALLASMAYI HEDEFLEMEK VE BASARMAKTIR.

Bunu ortak payda yaparak bütünlesme olamiyorsa, bu ulusallasma kurumlarini tamamlayamamanin bize biraktigi çok önemli bir zaaftir, ayrica kariyerist olmak, hirsin ürünü de olabilir, bunu anlamak çok zor degil, ama bunu basarmak illa baska mecralarda rol aramayi gerektigi kanisinda degilim. Ortada bir halkin temel sorunu varken ortak payda da bulusmamak kimseye fayda getirmez, en çok kendilerine zarar verir, onlarin içinde kim bilir nasil degerler vardir ve ortada heba olup gitmektedirler.

Kürtlerin ve siyasetçilerinin, bir an önce ortak paydada bulusmanin yolunu bulmalari, aksi taktirde hepimiz bu tarihi dönemecin basarisizliginin altinda kalabiliriz. Bunu basarmak tek tek sahsiyetlerin ve organizasyonlarin kendi durumlarini gözden geçirerek, hirslarini ayrismaya degil, birlesmeye, siyaseti duygusal ve bireysel zeminden uzaklastirarak, saygi, sevgi çerçevesinde, kavram ve ayrintilarin içinde bogulmadan, objektif ve ulusalci çizgiden taviz vermeden, kisisel basarilarimizi toplumsal-örgütsel basarilarla birlestirerek, içimizdeki cevheri harekete geçirebilir, kendimizi ve toplumumuzu hak edilen modern, çagdas norm ve yasama kavusturabiliriz.

Saygilarimla.

Davut Bilinmis

Back to top button