Makale

SIIRIN ÇOSKUN SESI SÊRKO BÊKES

ARAMIZDAN AYRILAN KÜRT / SORANI SIIRININ ÇOSKUN SESI SÊRKO BÊKES:

‘Siir ruhlarin ortak dili ve kesisim noktasidir.’

Latif Epözdemir

KIMSESIZ DOGDU,KÜRT HALKININ ÇILELERI ILE TANISTI,ÇOSKUN BIR IRMAK OLDU, ÖLDÜGÜNDE ARTIK BIR ORMANDI

Süleymaniyeyi çok seviyordu, dagini tasini havasini suyunu. Belki de onu sair yapan Süleymaniyenin gördügü insanlik disi vahset ve o vahsetin karsisinda Süleymaniyenin gösterdigi kahramanlikti.Bu her iki durum bile duygusal bir kisinin çoskun bir sair olmasi için yeter nedenlerdir.

Sêrko son dönemlerinde bedenen isveçteydi, ama ruhu Süleymaniyede Azadi parkinda geziniyordu. Ve sonunda ruhu bedenini de çekti yanina.Sêrko Bêkes ruhen simdi Azadi parkinda yatiyor.Vasyeti de buydu zaten:Beni oraya gömün demisti yakin çevresine.

Sirwan Rehim beni aradi Sêrkonun Süleymaniye!den Istanbula gelecegini ve onu karsilamami istedi.I stanbulda iki gün kalacak ve sonra Isvece gidecekti.Sürgün yillarinda Isveci de yurt edinmis ve Süleymaniye kadar olmasa da Sitokholmü de çok sevmisti.Bir evi de oradaydi. Ailesi ve çocuklari ordaydi. Ama o ilk firsatta Süleymaniyey gelmis ve yeniden dogarak yasam sürmeye baslamisti. Bêkes bana ‘Insan özgürlükle yeniden dogar,hayat denilen sey özgürlük olmadan sadece bir düstür.

2002 yilinin son günleriydi. Havaalanina gittim ve onu karsiladim, oteline yerlestirdi. Bir anada Istanbulda karsisinda soranice konusan birini bulunca çok sevinmisti. Çünkü sorani lehçesi onun pinariydi, o lehçeden okuyup yazinca, o lehçe ile konusunca ruhu besleniyordu. Baban döneminin dört sütunu Salim, Nali, Wefai ve Kurdi sorani lehçesinden öyle harika eserler birakmislardi ki,Sêrko onlara ve onlarin yazdigi bu lehçeye hatrandi. O, diger lehçelere de cevaz veriyordu ancak onun için hiçbir sey soraninin yerini alamazdi. Öyle yasadi öyle bir disiplin edindi, ölünceye dek kendi disiplinine bagli kaldi. Sêrko çok duru ve katisiksiz bir soranice konusurdu. Öyleki kimi zaman soranlar bile onu anlamakta güçlük çekiyordu.

Yolda bana beni tanidigi için çok mutlu oldugunu söylemisti. Ben o zamanlar Istanbul’da Yasam Radyoda bir edebiyat programi yapiyordum .Onu programima konuk etmek istedigimi söyleyince tereddüt etmeden tamam dedi. Ama bir çekincesi vardi.’ Türkiye’nin sartlarini biliyorum. Bu program sonrasinda sana bir sey olmasin’ dedi bana.Ben ise öyle seyleri aklimdan bile geçirmemistim.

Biz sütüdyo da iki saat boyunca soluk almadan program yaptik. Ben soruyorum o yanitliyor hemen aninda tüm konusmalari Türkçeye çeviriyordum Yaptigim en iyi programdi.1 ocak 2003 benim gazetecilik yasamimda önemli bir gündür. Bu günü tarihe mal etmek için Radyonun ofisinde kit olanaklarla resimlerini çektim. Ne yazik ki bir çok fotograftan geri ye arsivimde bir tek tane var. Onu da bu yazida sizlerle paylasmaktan kivanç duymaktayim.

O günkü radyo kayitlarini da yaziya dökerek bu güzel röportaji Navkurd sitesinde paylasmistim. Daha sonra birçok yerde bu röportaj yayinlandi, hala bu röportajin bazi bölümleri çesitli yayin organlarinda kullanilmakta anacak ne yazik ki kaynak belirtilmeden ve izin alinmadan röportaj basin ve yayin organlarina servis edilmektedir. On yil önce yaptigim bu röportaji Sêrko Bêkesi anmak üzere bu yazinin ekinde sizlerle paylasmayi uygun gördüm.

Sonraki yedi yil boyunca hep görüstük. Ben Süleymaniye’ye gittigimde ona ugruyorum o Isvece gidecegi sirada mutlaka Istanbula ugruyordu. Dostlugumuz hiç kesilmedi. Tarih ve Toplum Bilimleri Enstitüsü olarak her yil Istanbulda SIIRISTANBUL adi ile uluslararasi bir siir festivali yapiyorduk.

Sêrko Süleymaniye yerel yönetiminde Kültür bakanligina atanmis ve ancak on sekiz ay bakan olarak kalabilmisti. ‘Siirimin bir dizesini otuz bakanlik koltuguna degismem’ diyerek bakanliktan ayrilmis ve misralarin arasinda imgeleri yakalamak için kelime avciligina çikmisti.

Dagda pêsmerge oldugu sirada bile siirle arasina mesafe koymamisti. Tüfeginden kursun yerine atesli nidalar yükseliyordu o günlerde. ‘BURADA’ siirlerinden biridir.

‘Bu gece / Burada / Dag, Sairdir,/ Ova kagit;/ Silah kalem ,/ Irmak virgül /Ve tas da noktadir;/ Ben de / Ünlem’im…’

Sêrko Enfali yüreginin derinliginde his etmis, tüm solugu ile siirler yazmis ve yazdigi siirleri bir tokat gibi zulmün yüzüne paralanmisti.

Sêrko’nun avazi yigit Süleymaniye halkina cesaret ve inanç devsiriyordu.

O ayni zamanda adina ‘ RUWANGE’ dedigi bir siir ekolünün de öncüsüydü..

2010 yilinin ocak ayinda onu telefonla aradim ve festivale katilmasini istedim. Hiç düsünmeden ‘evet’ dedi. Sözünde durdu. Geldi festivale katildi. Ama onu bir sürpriz bekliyordu. Ben festival için ondan siirlerini istemistim. Gelen siirleri oturup Türkçeye çevirmistim. Sonra da Festival yayinlari arasinda kitabi basip dagitmistik, ona imza günü yapmistik.’ HALEPÇEDE MARTIN ONALTISI’ ona verecegim en büyük armagan olmustu. Çok sevindi. Ban festival sonrasi, aralarinda yeni siirlerinin de oldugu bir düzine siir daha verdi.’ Türkçeye çevir ve kitap olarak bas ama para ile satilmasin’ demisti. Notere gittik, bana vekalet çikardi, ancak giderken vekaletname onun esyalari arasinda kalmisti. Bana geri gönderdi ama getiren arkadas sinirda o vekaleti kaptirmisti. Buna ragmen ben siirlerini çevirdim. Basima hazir hale getirdim. Bu yilin sonunda da basalim diye kararlastirmistik ki o göçtü, siirleri öksüz birakti. Herkesinkinden daha erkendi onun ölümü.

Festivalin onur konuguydu.Kürt siirini temsilen gelmisti.Festivalin açililisi Dolmabahçe Sarayinda yapildi.Sêrko orada Kürtçe/ soranice kisa bir tesekkür konusmasi yapti.Çok duygulanmisti.Konusmanin son cümlesi söyleydi:’ Siir,ruhlarin ortak dili ve kesisme noktasidir.Ben Türkçe bilmiyorum ama Nazim Hikmetle ruhlarimiz kesisiyor.’Ve sonra yeni yazdigi su küçük siirini, PIYANO’yu sundu konuklara:

‘PIYANO

Bir sabah

Bu dünyanin

Bes kitasinin Sairlerinin

Ruhunun kirlangiçlari

Birlikte uçtular

Aksamleyin de

Birlikte, tümü

Ard arda

Bir sandiga girdiler

Daha sonra

Gecenin geç vakti

O sandik bir Piyano oldu.’

Sêrko, festival boyunca gönüllerde taht kurmustu. Siirseverlere bir destan birakmisti ardindan.Isveç konsoloslugunda okudugu siirler,ruhlari oksuyor ama tüyleri diken diken ediyordu.En coskulu en yurtsever en devrimci siirlerini getirmisti Istanbula ve Üniverisite kampüslerinde, liselerde, kisaca yedi gün boyunca kendine ayrilan her yerde büyük bir disiplin içinde engin bir cosku ile okuyordu siirlerini. Ben de ardindan Türkçeye çeviriyordum bu çoskun siirleri.Siir okurken kendinden geçiyordu, okudugu siiri yasiyordu adeta.Tiyatral bir ziyafet ve müthis bir resitaldi veriyordu Sêrko Bêkes.

Festivalin kapanisinda Tekrar konustu ve siirler okudu.Bu kez SUADA‘dan yankilaniyordu sesi. Istanbul bogazi bir siir virtüyözünün sesine kulak veriyordu.Sêrko Bêkes özellikle de kendisini dinlemeye gelen Kürtlerin çogunlukta oldugunu anlayinca beni çagirdi, elindeki siiri okumasinda bir sakinca olup olmadigini sordu. Ben yok dedim. Çünkü Zekiye Alkan ve Musa Anteri anmadan gitmek istemiyordu.

‘DEPREM

Bu kuzeyin çigligi,erguvan bir marsa

Süpürgesi olmus,

Ve tanri katina kadar yükselmis;

Ya da denizin gümbürtüsünde,

Suyun çigligi ,

Belki de bu çiglik

Bu daglarin bir nalinidir.

Bu kan midir yoksa,safak midir dökülen

Bu ot mudur yoksa,bölünmüslük mü;

Yesermis olan

Bu halkin omuzu ve kollari midir

Yoksa orman mi,

Rüzgarin öfkesi mi,yoksa bulutlarin ürpermesi mi

Bunlar agaç midir,

yoksa saçlari mesale olmus kadinlar mi

Bunlar erkekler midir,

Yoksa yelleri kardan destanlarda adlari anilan atlar mi

Ne destan

Ne karayel

Ne deniz

Ne de bir düs

Ya da bir film..

Bu bir depremdir,

Bunlar, bizleriz

Hep birlikte, bu kentlerin sokaklari

Ve kangölü olduk bu alanlarin;

Bunlar bizleriz

Ne kadar disi yaratik varsa topragimizda

Hepsinin bir adi var

Adlari Zekiye Alkandir

Ve ve buralarda her erilin bir tek basi vardir

O da Musa Anter’cedir.’

Büyük bir çosku ile alkislandi.Gençler onu araya alip doyasiya söylestiler,en sonunda Firat Ceweri ile benim yanima geldi. ‘Yoruldum’ dedi. ‘otele gidelim,yatmak istiyorum’ dedi. Sêrko o gece dünyanin en mutlu kisisiydi. Sair Nazire Dedemanin ona tahsis ettirdigi Dedeman Otelindeki odasina kadar götürdüm onu. Yatagina girdi, sonra ben ayrildim otelden. Ertesi gün Stokholme yolcu ettim. Aradan iki yil sonra ben Süleymaniyeye gittim. Üç gün boyunca hep yanima geldi. Hep Türkiyedeki anilarini konustuk. Yakin zamana kadar hep telefonlasirdik. Ta ki Isvece tedaviye gidinceye dek. Ama onu son görüsüm iki yil önce Süleymaniyese Asti otelinin restoraniydi. Ruhu sad olsun. Asklari, tutkulari özlemleri ve diger tüm hazinelerini birlikte mezarina götürdü. Geriye birtek siirlerini ve siir disiplinini birakti bizlere.Bu da en büyük hazine olsa gerek. O gizli aski söyle anlatmisti bir siirinde:

‘GIZLI ASK

Sen ruhuma süzülüyorsun, ama isin degilsin

Bedenime giriyorsun ,ama kan degilsin

Gözlerime doluyorsun, ama renk degilsin

Kulaklarimda çinliyorsun, ama ses degilsin,

Anlasildi sen gizli asksin…’ Xwuda hafiz mamosta. Xula le gel be.

SÊRKO BÊKESI YAKINDAN TANIYALIM

Sêrko Bêkes,1940 yilinda Süleymaniye de dogdu. Ünlü Kürd sairi Faik Bêkesin ogludur. Faik Bekesin de Kürt edebiyatinda önemli bir yeri oldugunu biliyoruz. Serko Bekes, bu güne kadar çok sayida siir yazdi, bu siirler bir çok dile tercüme edildi .Siirleri bir çok Avrupa dilinin yani sira, Türkçeye de ilk kez Doz yayinlari tarafindan kazandirildi. Türkiye de BELKI yayinlarindan da bir kitabi latin harflerle basildi. Tarafimdan çevrilmis olan HALEPÇEDE MARTIN ONALTISI adli kitap,Türkçeye çevrilmis seçme siirlerinden olusmaktadir. Önümüzdeki dönemlerde bu kitap tercüme edilmis yeni siirleri ile birlikte tarafimdan yayina yeni bir kitabi hazirlanacaktir.

Sair en önemli toplumsal gerçekçi Kürt sairdir. Bu güne kadar iki önemli ödül almistir. 1987 yilinda Isveç Peni tarafindan TOCHOLSKI ödülüne layik görüldü. Daha sonralari da kendi ülkesinin kendinden önceki önemli sairlerinden PIREMÊRD adina tahsis edilen ödülü aldi.

Yasaminin son yillarindan baslayarak, ölümüne dek 1998 de kurulmus olan Serdem adli kültür merkezinin baskanligini yürüttü. Bu ölümsüz sairin bu güne dek 33 adet yayimlanmis Kürtçe kitabi vardir.

Sêrko Bêkes, 1993 yilinda Kürt Federe Devletinde 1 yil süre ile Kültür Bakanligi da yapmistir. Sair ; mensubu bulundugu hükümetin anti demokratik kimi uygulamalarina tahammül etmeyerek kabineden ayrilmis ve bir daha benzer görevler almamistir.

Kürt siirinde kisa siir geleneginin öncüsü olan sair, Abdullah GORAN dan sonra çagdas Kürt siirinin en önemli ismiydi.

Sêrko Bêkes’in yasami henüz o hayatta iken Yönetmen SIRWAN REHIM tarafindan filme anilarak bir belgesel haline getirildi.

SIZI ( ÊS )

Ben uzun boylu bir siziyim
Baska bir acinin omzuna konmadan;
Yaralar nerede ise beni bulur,

Yoksullar da neredeyse ben onlari bulurum.

Kendisi ile 2003 yilinda Yasam Radyo kanalinda yapmis oldugum röportajin Türkçesini paylasiyorum.

Yasayan en büyük Kürd sairlerinden biri oldugunuzu söyleyen elestirmenlerin görüslerine katildigimi belirtmek isterim. Bu konuda tevazüye gerek olmadigini da biliyorum. Sêrko Bêkes, bu konuda neler düsünüyor.

Bu konuda bir sey söyleyemem ben kendini öven sairlerden degilim siirlerimi ve kendimi fazla övecek degilim eger halk böyle takdir etmisse insanlar böyle görüyorsa bir bildikleri vardir ama ben kendime dair olarak belirtmek isterim ki halkla ayni görüste degilim .

Özellikle Soran Kürdleri arasinda en çok sevilen ve Türkiye de taninan bir sairsiniz Türkiyedeki Kürdler de sizi çok severek begenerek okuyorlar. Hatta çogu birkaç siirinizi ezberlemis durumda.En son iki yil önce Diyarbakir Belediyesinin düzenledigi bir festivale katildiniz ve o festivalde siirler okudunuz.Dinleyenlerin tepkisi konusunda ne düsünüyorsunuz.Ne tür tepkiler aldiniz.?

Benim rüyamdi bir gün Diyarbakir gibi önemli bir kentte sahneye çikip Kürdçe siir okumak. Iki yil önce bu rüya gerçek oldu. Diyarbakir Büyük sehir Belediye Baskani sayin Osman Baydemir e tesekkürlerimi sunuyorum. o etkinlikte beni sahneye bizzat kendisi davet etti ve beni sahneye davet ederken sunu söyledi: ‘her ne kadar Sérko nun soyadi BÊKES ise de Sêrko Bêkes kimsesiz degildir o kirk milyon Kürd ‘ün akrabasi ve kardesidir,babasidir, dedesidir. Tüm Kürdler onun akrabasidir dolayisiyla soyadinin Békes (kimsesiz) anlamina geliyor olmasi gerçekte bir sey ifade etmiyor’ asagi yukari bir saat sahnede kaldim ve Kürdçe siirler okudum. Sorani lehçesinden siirler okudum Sorancanin da Türkiye de anlasilmadigini çok iyi biliyorum ancak ben sahneden indikten sonra salon daki birkaç kisiye sordum ‘hepiniz sessizce beni dinlediniz peki acaba benim neler söyledigimi anlayaniniz var mi’
Dediler ki :” Hayir biz Soraniceden anlamiyoruz ne dediginizi de anlamadik ama ruhlarimiz kesisti ruhen sizi duyabildik .
‘ Ve her halde siirin en önemli özelligi de zaten bu olmasa gerek. Ruhlarin ortak dili ve kesisim noktasi..

‘DARP

Bana göre
Siirin ve çivinin
Basi birbirine benzer,
Ikisinin de,
Sivri uçlari dalinca derinlere,
Siirin üstünde acinin
Çivinin üstünde ise çekicin izleri kalir.’

Kürd dilindeki farkli lehçeler sorunu nasil çözülebilir.? Kürdler birbirlerini farkli lehçelerden ötürü çok iyi anlayamiyorlar? Bu durum kendi aralarindaki iletisimi nasil etkiliyor.?

Bu bir siyasal iktidar sorunudur. Yani Kürtlerin siyasal yönetimleri ancak bu soruna çözüm getirebilir. Bir özgür Kürt yönetimi bunu çözebilir. Hazir Kuzey Irakta bir Kürt yönetimi varken, sanirim bu hepimizden önce onlarin sorunu olmali. Bunun üzerine çalismalar yapmalari gerekiyor. Ayrica bizim kendi aramizda bu lehçeler sorununu çözmemiz , yani farkli lehçelerdeki farkliliklari giderip teklestirmemiz, yani özcesi farkli lehçeleri teklestirmemiz, dili teklestirmemiz iletisim sorununu çözmez, dil ile is ayni anda kullanilmaya baslanirsa, dil ile ekmek ayni anda kullanilmaya baslanirsa, o zaman çok kolay bir biçimde karsilikli olarak kisilerce meramlar anlasilacaktir.

Yani teorik olarak karar almak yetmiyor. Pratik gerek. Bu pratik ise somut yasama uyarlanip orada zorunlu kosulmazsa lehçe ayriliklari sürer ve yakinlasma saglanamaz. Ekonomik yasamin ticaretin ortaklasmasi, pazarin ortaklasmasi, ortak Pazar dilini zorunlu olarak yaratir zaten.

Kürdçe’nin iki büyük lehçesi var. Sorani ve Kurmanci. Bu lehçeler çok yaygin olarak kullaniliyor. Iki farkli alfabe de var. Kanaatime göre, bu iki lehçede kullanilmalidir. Her ikisi de özgün halleriyle kalmalidir. iki alfabe de özgün halleriyle kalmalidir. Biz birbirimizi anlayabilmenin farkli yollarini denemeliyiz. Bu iki farkli lehçenin ve alfabenin özgün olarak kalmasi Kürdler için bir zenginliktir.

Türkiye Arab harflerinden Latin harflerine geçis konusunda Mustafa Kemalin harf devrimine uydu. 1929 harf devrimi sirasinda Mustafa Kemal bir yandan, ülkenin politik çehresini degistirirken, diger yandan dilini de degistirdi ve dil ile yeni hayat birlikte kosmaya basladi, birlikte yol almaya basladi. Dolayisiyla çok kisa zamanda yeni alfabe de, Türk siyasal yasamina, sosyal yasamina girmis oldu.

Türk ulusu bu yeni degisime hizla entegre oldu. Bu bir bakima çok iyi oldu. Ama bir bakima da ,Türk kültürü Osmanli kültürü, Arabça da sakli kaldi. Türkçeye dönemedi. Latin harflerine dönemedi yani Türklerin Latin harflerine geçmesi çok olumlu bir durumken o Türk kültürünün Türk arsivinin edebi degerlerinin de Arab harflerinde sakli kalmasi bugün ki Türkler için bir fakirlik yaratti. Bu bir talihsizlik oldu aslinda keske Arap alfabesi de korunabilseydi ve bugün o hazineden de istifade edilebilinseydi.

Kürtler lehçeleri birlestirmek konusunda kendilerine bir problem çikarmamalari gerekiyor yeni bir angarya çikarmamalari gerekiyor bu çok önemli bir farklilasmaya yol açmaz. Yani birden çok lehçe pek de zararli sayilmaz. Ayrica bu durum çok da önemli degildir, süreç içerisinde lehçelerarasi bir yakinlasama saglanir.

Kürd Edebiyatin durumunu nasil yorumlarsiniz.?

Kürdler çok yaygin bir cografyada yasiyorlar ve farkli kosullarda hayatlarini sürdürdükleri için bir bütün halinde Kürd edebiyatinin durumunu ele almak çok sikintili çok zahmetli bir is olur. Ama parça parça bunu ele alip bir takim bilgiler verebiliriz. Su ayrimi yapmadan geçemeyecegim. Türkiye ve Suriye deki Kürdlerin durumu, ,Iran ve Iraktaki Kürdlerin durumundan çok farkli. Çünkü Irak ve Iran da hiçbir zaman Kürdçe yasaklanmadi.

Dil özgür oldugu zaman edebiyatin gelisme sansi daha büyük olur. Suriye ve Türkiye de ise Kürdçe yasakli oldugu için daha çok edebiyat sürgünde sekillendi. Dolayisiyla dil yasakli oldugu için edebiyat gelisemedi. Bu büyük atlasi parça parça ele alip degerlendirmek gerek. Dedigim gibi Baban beyligi ve Erdelan Beyligi sirasinda Kürd edebiyati önemli bir gelisme kaydetmistir. Bu beyliklerin hepsi kendi çatisi altinda önemli sairler ve yazarlar bir araya getirmistir. Örnegin Cizre Beyligi sirasinda Ehmedi Xani, Melayé Ciziri, Feqiye Teyran gibi sairler varken, Baban beyliginin çok önemli üç sairi, Nali ,Salim ve Kurdi nin Kürd edebiyatina çok büyük bir nefes kattiklarini söyleyebiliriz.

‘UMUT ( HEVI )

Eger sevdan bir yagmursa
Iste altinda duruyorum.
Eger atesse sevdan bak ortasinda duruyorum.
Ey ülkemin sevdasi
Benim siirim der ki ;
Yagmur ve ates oldugu sürece bende olurum.’

Erdelan Beyligi döneminden gelen bir miras var. O dönem Kürd sairler, Havramani lehçesinden ve Germiyan yöresinde çok önemli siirler yazdilar ve Kürd edebiyatinin mihenk taslarini olusturdular. Edebiyatin önemli simalari arasindaydilar o sairler. Ama malasef Türkiye ve Süriyedeki Kürdler kendi dilleri asimilasyona ugrayip unutuldugu için, örnegin Selim Berekat gibi çok önemli bir yazarimiz olmasina ragmen Kürdçe yazamadi. Arabça yazdi .

Türkiye’de de keza buna benzer çok yazar var. Biliyorum ki çogu sürgünde yazmak zorunda kaldi. Bir çok edebiyatçi ve yazar, kötü kosullar ve baskilardan ötürü, Avrupa’ya kaçti. Çesitli kosullardan dolayi Türkçe yazdilar. Yilmaz Güney ve Yasar Kemali biliyoruz. Kendileri Kürd olduklarini kabul ettikleri halde bütün eserleri Türkçedir. Ahmed Arif de bir Kürd sairdi fakat Türkçe yazmak zorunda kaldi. Çünkü Kürdçe yazamadi. Hem dil yasakliydi, hem de dil unutturulmustu. Bu durum bilinen bir gerçek.

Türkiye’dekilerle ilgili benzer örnekleri çogaltmak mümkün. Ancak bu durum onlarin hatasi, ya da, kusuru degildir. Edebiyatin dili özgür olursa edebiyatin kendi de özgür olur. Yani hürriyet, edebiyat için çok önemli bir gerekliliktir.

Bu yüzden ben Suriye ve Türkiye’deki Kürdleri kanatlari kirilmis kartallara benzetiyorum.

Türkiye ve Suriye’de, bazen dil üzerindeki baskilar geriliyor bir takim edebi ürünler ortaya çikiyor aradan bir müddet geçiyor bir de bakiyorsunuz ki, o özgürlük yok oldu .

Tekrar baski dönemi basladi. Dolayisiyla çok ileri bir Kürd edebiyatindan bahsetmek çok mümkün degil Türkiye ve Suriye Kürdleri bakimindan. Ama Iran ve Irak Kürdleri, bu bakimdan çok daha ileridirler. Çok daha sanslidirlar.

Uzunca dönem, Avrupa da yasadiniz. Bir müddettir de, Kürd Federe Devletinde, Süleymaniyede yasiyorsunuz. Artik Güneyde bir yerel yönetim var. Her iki yasam tarzini karsilastirdiginizda neler söyleyebilirsiniz.? Ne eksikleri var Süleymaniye deki yasamin Avrupa’dakine kiyasla…?

Çok sayida Kürd Avrupa da yasiyor ve bu Kürdlerin, kendi keyiflerinden oraya gitmediklerini, bir çok nedenden ötürü sürgün gitmek zorunda kaldiklarini biliyoruz.Bunlarin basinda özellikle Irakli Kürdler için Halepçe katliami ve 1980 li yillarda 180 bin kisinin ölümüyle sonuçlanan Enfal geliyor.Bu katliamlardan sonra bir çok aydin ve düsünür Avrupaya gitmek durumunda kaldi.

Günümüzün özgürlesme durumunda ise, ardan yillar geçtikten sonra ancak,bir çogu ülkelerine döndü. Avrupa da kendi dillerini koruyabilmek konusunda çok ciddi çabalari olmadi, olamazdi da. Bütün dünyanin ortak olarak benimsemis oldugu gibi, diller konusunda oraya entegre olmaya çalistilar, oradaki aydinlar ve yazarlar gibi. Fakat Avrupa’daki yasam tarzina varabilmek için Kürdlerin daha çok sey yapmasi gerekiyor. Ülke bir kan gölünden henüz kurtulmusken Avrupanin her hangi bir ülkesi ile kiyaslamak ve karsilastirmak olanaksiz.

Bütün dünyada milletlerin millet olarak varliklarini tesis etmelerinde romanin çok büyük önemi var, Türkiyede de Türk romanciligi,1910’larda baslamis ve Türk ulusal mücadelesine çok önemli katkilarda bulunmustu. Kürdler böyle bir süreçten geçtiler mi?

Bizde roman gelenegi çok geç basladi. 1950 li yillardan sonra, ancak roman yazimi basladi. Neden. ? Çünkü roman geliskin bir edebi üründür. Teknoloji ve sanayi devrimiyle iliskili bir türdür. Çünkü üretim iliskilerinde bir yenilesmeyi öngörmektedir ve daha önemlisi kentlesmenin bir ürünüdür roman. Kentlesme ve sehirlesme olgusu da Kürdlerde çok geç basladigi için Kürd romani biraz geridir.

Ancak eger roman sayilacaksa Cemil Saibin uzun hikaye seklindeki 1920 de yazdigi eserini, ilk Kürd romani sayabiliriz. Ancak roman olup olmadigini tartisabiliriz.

Ama Jana Gel Kürd romanin baslangicidir. 1956 yilinda Ibrahim Ahmed tarafindan yazilan bu eser, Kürd romanin baslangici olarak sayilabilir. Yani diyebilirizki ilk çagdas Kürd romani, Jana Gel dir. Hüsên Arif, Mehemed Mukri ve Mehmet Uzun, Abdulla Saraç ,önemli Kürd roman yazarlardir.

Ancak, Yeni ve modern bir süreçe damgasini vurup , ötekilerden çok farkli olarak, Kürd romanini yeni bir yüze, yeni bir çehreye kavusturan, romanimizi ileri bir asamaya sürükleyerek ileri götüren ilk Kürd romani Êwareyi Perwanê dir. Bu roman Kürd romaninda önemli bir konagin, önemli bir sürecin baslangicidir. Keza, Bexitiyar Eli, Köln de yasiyor ve bu gün bu isim, çagdas Kürd romaninin en önemli simasidir. Belki de çagdas Kürd romaninin bana göre babasi Bextiyar Elidir.. Kirk yasinda oldugu halde inanilmaz bir yazma yetenegine ve deneyimine sahiptir. Bugüne kadar dört tane roman yazdi. Ama Êwara Perwanê, çok önemli bir roman.

Keza, Abdulla Saraçin, romanlari da çok önemli romanlar. Ezizê Melayê Res ile Selah Omer ve ötekiler de, çok önemli romancilardir kuskusuz. Modern Kürd romaninin çehresini degistiren ve dünya standartlarina kavusturan ilk roman olarak da, Êwara Perwanê yi saymaliyiz. Bunu tekrar tekrar söylemekte sakinca yok.

Siir konusunda ki görüsleriniz nelerdir Kürd siiri ne durumda . Son dönem çagdas Kürd siirinin geldigi düzey konusunda neler söylersiniz. ?

Romana göre ve diger edebi türlere göre Kürd siiri çok ileri bir asamada. Her döneme damgasini vuran önemli sairler oldu.Çok sayida sair yetisti bu topraklarda ama, her döneme damgasini vuran o dönemi sembolize eden bazi sairler var. Mevlevi döneminde, Nali döneminde ve, Ehmedê Xani döneminde Kürd siiri, çok önmeli asamalar kaydetti.

Kürd siirinin klasik dokusunun yani sira bu gün artik çok sayida genç sairi var. Kürd siirinin çok daha eskiye dayanan bir geçmisi var, çok hizli bir gelisme gösteriyor bizim siirimiz.

Bizim jenerasyonumuzdan sonra, özellikle çok hizla gelisiyor..Biraz bana yakin Ebdulla Pesêw, Latif Helemet gibi önemli Kürd sairleri var. Refik Sami de onlardan biri. Daha sonra da önemli bir kusak, genç bir kusak yetisti ve bunlar ümit vaad eden sairlerdir. Kürd siiri adina önemli isler yapiyorlar. Bunlarin içinden özellikle üç isim, Cemal Xembar, Dilaver Qeredagi ve Kerim Desti ön plana çikiyor. Bu üç sair çok önemli bir asamaya getirdiler Kürd siirini. Aslinda denilebilir ki, son yirmi yilda önemli sairler yetisti. Bu süreçte hatiri sayilir genç kadin sair de, yetisti .Dolayisiyla siir bugünkü asamada çok önemli bir yerde.

Kültür ve toplum iliskisi nasil yorumlanmalidir. Ya da, kültürün toplumsal gelisim üzerindeki etkisi nasildir.

Kültür hayatin vazgeçilmez bir parçasidir. Kültür ruh halinin yansimasidir. Eger kültürel gelisim olmazsa ruhun devinme sansi olmaz. Bu gün, toplumlarin hizli dönüsümünün en önemli aygiti kültürdür.

Bu alandaki gelismeler kültürel degerlerin, kültürel mirasin ve malzemelerin korunmasi, toplumsal hayatin idamesi ve zenginlesmesi bakimindan çok önemlidir. Kültürel etkinlikler bu yüzden desteklenmeli ve hizlandirilmalidir. Kültürel degerler de korunmali ve toplumun yararina sunulmalidir.

‘EGER

Eger benim siirimden
Gülü çikarirlarsa
Yilimin bir mevsimi ölür,

Eger siirimden sevgiyi çikarirlarsa
Iki mevsimim ölür,
Eger ekmegi çikarirlarsa
Üç mevsimim ölür,
Eger özgürlügü çikarirlarsa
Bütün yilim ölür, bende ölürüm …’

SERKO BEKES’IN EDEBI VE SOSYAL YASAMINA DAIR

Sêrko Bêkes,ünlü Kürt sairi Faik Bekes’in (1909-1948) ogludur.

Ilkokulu Süleymaniye’de, Sanat Okuluna da Süleymaniyede basladi, ancak daha sonra ayni okulu , Bagdat’ta tamamladi. (1960)

17 yasindayken JIN gazetesinde, ilk siiri yayinlandi.

24 yasinda iken kenti birakip Özgürlük Cephesine katilmak üzere daga çikti ve dagda Devrimin Sesi radyosunda çalismaya basladi.

1963 yilinda 1. Divani ‘ Siirin Mehtabi ‘ adi ile yayinlandi.

11 Mart 1970 anlasmasindan sonra ( Irakta, Kürt Devrim güçleri ve merkezi hükümet arasindaki ateskes süreci basladi ve bu anlasma ile Kürtlere Özerklik tanindigi açiklandi.) bir grup sair ve yazarla birlikte yeni dönem adi ile yeni bir hareket basladi. Bu sürece, aydinlar tarafindan, ‘ Ruwange ‘ adi verilmisti.

Bu arada RUWANGE adina yayinlanan ilk bildiride, yenilenme ve degisimi esas alan bir anlayisin benimsendigini, buna destek verilmesi gerektigine vurgu yapilmaktaydi.

1974’ te o da, bir çok aydin ve yazar gibi (ateskes bozuldugu zaman) tekrar daga çikti.

1975 Cezayir Antlasmasindan sonra (Sah ve Saddam’in ittifaki) özgürlük hareketi yenilgi aldi. Irak Hükümeti genel af çikardi. O da, binlerce kisi gibi bu aftan yararlanip Süleymaniye’ye döndü. Ama kisa bir dönem sonra, Hükümet, onu Irak’in batisina, Ramadi kentinin Bagdadi köyüne sürgün etti. Békes, Bir kaç yil orada kalmak zorunda kaldi. Sonra Süleymaniye’ye döndü. Süleymaniye’de Sular Idaresinde, memurluk yapmaya basladi.

1984 yili sonunda, tekrar daga yönelmek zorunda kaldi. Bu kez de dagda Kürdistan Yazarlar Birligi ne katildi ve çalismaya basladi.

1986 yilindan sonra, önce Iran’a, sonra da Suriye’ye gitti.

Ayni yil Floransa Insan Haklari Örgütünün daveti üzerine Italya’ya gitti. Floransa’da, kendisi için bir siir dinletisi düzenlendi.

1987-88 yilinda Toxoliski Edebiyat ödülünü almak üzere Isveç’e gider, ve oradan dönmez. Vatandaslik talebi kabul görür. Békesin evi ve ailesi, halen Stokolm’de oldugu halde kendisi Süleymaniye kentinde yasamini sürdürdü.

Bu ödül Toxolski adinda bir Alman yazar adina düzenlenmistir. Naziler döneminde bu yazar büyük baskilara dayanamayip ülkesini terk etmek zorunda kalir ve Isveç’e gider. Ne yazik ki, orada da, kötü muamele görür. Bunun üzerine intihar eder. Dünyaca ünlü Alman yazar Toxolski’nin iadeyi itibari için her yil Isveç Kültür Bakanligi bir sürgün yazarina bu ödülü verir.Bu ödül bir tür iadeyi-itibar ödülü niteligindedir. Bilindigi gibi, Toxolski, B. Berehtin de yakin arkadasiydi.

1987-1991 yillari arasinda Avrupa’da, onun için, onlarca toplanti yapildi ve bu toplantilarda siirlerini okumasini ve tanitmasini yapmasi için olanaklar sunuldu.

1991 yilinda, Körfez Savasindan sonra, BM’lerce bir caydirici güç konuslanmisti. Baasçilar güçlerini geri çekmisti. 1991 yili sonunda Irak halklarinin genel direnisi gerçeklesti. Sair, bu direnislerde de, aktif rol aldi.

1992 Yesil Liste’den ( YNK, seçimlerde sembol olarak yesil rengini seçmisti.) genel seçimlerde aday milletvekilligine aday gösterilir. Seçim sonucunda 53 parlamenterden biri olarak, bölge parlamentosuna girdi.

Parlamentonun oy birligi ile Sérko Békes tek aday olarak Kültür Bakanligi görevine uygun görüldü ve bu göreve getirildi.

Ancak 18 ay sonra, 1993 yilinda, Bölgesel yönetimin Kültür Bakanligi görevinden istifa etti.

Daha sonra ( 1994 yilinda ) tekrar Isveç’e döndü.

Simdiye dek 30’dan fazla , Kürtçenin Soranca lehçesi ile, siir kitabi yayinlanmistir.

1988 yilinda, Amerika kitasinda hazirlanmis olan bir antolojide, kendisine bir sayfa ayrildi. Söz konusu antolojide, Kürtlerin çagdas sairi olarak, anilmaktadir.

Kürt Yazarlar Birliginin üyesidir.

Ayni zamanda Isveç Yazarlar Birliginin de, üyesidir.

Bu güne dek bir çok siiri degisik dillere çevrildi. Ingilizce, Fransizca, Almanca, Italyanca Isveç’çe (2 Adet) Macarca, Danimarka dili, Türkçe , Farsça’ya (5 kitap) Arapça’ya da 6 kitabi çevrildi.

1992’den bu güne dek, hakkinda bir çok kez Islamci siddet yanlilarinca ölüm emri çikartildi.

2001 yilinda XAK ( Toprak Basin Yayin ve Medya Konseyi ) tarafindan Piremérd edebiyat ödülüne layik görüldü.

2005 yilinda Irak, Altin Anka ödülü kendisine verdi..

1988 yilinda bir kaç aydin ve yazarla birlikte SERDEM adli bir Medya Organizasyonunu olustururdular. Bêkes o kurumun yöneticiligine atandi. Bu kurum, bu güne dek, yüzlerce kitap yayinlamistir.

Serdem 6 adet peryotlu dergi çikarmaktadir. Bêkes ölümüne dek bu görevini sürdürdü.

Latif Epözdemir

Back to top button