Makale

Uluslarin kendi kaderini tayin hakki kime haktir! ‘ 2

Kürdistan’da bagimsizlik referandumu ve Irak’tan ayrilma tartismalari kapsaminda, ayrilma/devletlesme/bagimsizlik süreçlerinin uygulanmasini uluslararasi hukuk, yasallik ve mesruluk boyutu ile irdeleyen dizi yazimizin bu bölümünde ‘Self Determinasyon Right’ (SDR)’in çerçevesini Quebec ile Kosova örneginde irdeleyecegim. SDR’nin Kürdistan Bölgesi’nde uygulanma kosullari ile ilgili fikirlerimi ise bir sonraki yazida dile getirecegim.

SDR ilkesi: Tercih ve teveccüh!

Teorik ve siyasi tartismalarda SDR içsel ve dissal olmak üzere iki çerçevede degerlendirilir.

Içsel SDR, devletlerin iç örgütlenmelerine iliskin olup, halkin istedigi yönetim biçimini, hiçbir dis baski olmaksizin seçme hakki olarak görülmektedir. Halkin bütünü yasadiklari sistemin siyasal yapisina karar vericidir. Dolayisiyla özerklik, federasyon, eyalet gibi sistemler o devlet halkinin kendi tercihidir. Bu açidan Iç SDR devletlerin iç meselesi olarak algilanmakta ve devletlerarasi meseleye indirgenmemektedir. Burada belirgin kayit demokrasinin isleyip islemedigidir. Kuskusuz mesele salt oy kullanip kullanamamak degil, serbestçe tartisma ortaminin olup olmadigi, azinliklarin demokratik süreçlere özgürce katilip katilamadigi, insan haklarinin koruma altinda, egemenligin tüm halk kesimine ait, tüm demokratik kanallarin açik olup olmadigi hususlari önem arz etmektedir.

Dissal SDR ise halkin bir kesiminin, ulusal bir grubun halk oylamasi ile dahil olduklari devletten, ülkeden ayrilarak ayni etnik kökenden gelen diger bir devletle birlesmesi veya bagimsiz devletini kurmasi anlamlarini kapsar. Dissal SDR uluslararasi bir statü süreci çabasi olmasi bakimindan devletlerarasi bir meseledir. Sömürüye tabi tutulan, isgale ugrayarak egemenliginden yoksun birakilan halk bu ilkeye göre kendi gelecegini belirleme hakkina sahiptir. Diger taraftan devletin halklari özgür iradeleriyle ‘kendi aralarinda anlasarak’ da bu ilkeyi kullanma hakkina sahiptir.

Içsel SDR ile Dissal SDR’nin her zaman bir gerilim halinde bulundugunu belirtmeden geçmeyelim.

Tersinden bir deneyim; Quebec

Quebecliler’in (Kebek) ayrilma talebini iki ayri referandumla halk oyuna sunmasi karsisinda Kanada Federal hükümeti, Kanada Yüksek Mahkemesi’ne ‘Quebek Ulusal Meclisi’nin Kanada’dan tek tarafli olarak ayrilma hakkina sahip olup olmadigina, uluslararasi hukukun Quebec’e tek tarafli olarak ayrilma hakki verip vermedigine ve Quebec’in kaderini tayin hakki konusunda ulusal ve uluslararasi mevzuatta ihtilaf olmasi halinde hangisinin uygulanacagina’ yönelik üç soru sorar.

Kanada Yüksek Mahkemesi sorulara su cevaplari verir: ‘Uluslararasi hukuk, kendi kaderini tayin hakkini sadece sömürge idaresi, yabanci isgali ya da tanimlanmis bir grubun baski altinda bulunmasi veya siyasal, ekonomik ve kültürel gelisimlerini sürdürmek için yönetime anlamli katilimlarinin engellenmesi durumunda tanir. Bu sartlar Quebec açisindan sözkonusu degildir.’

-Bilindigi gibi Quebek; Federal Kanada’nin Dogusu’nda bulunan, yogunluklu olarak Fransizca konusulan, etnik, kültürel tüm haklara sahip federal bir eyalettir. Zengin dogal kaynaklari olan bölge sosyal, ekonomik ve kültürel nedenlerle Kanada’dan ayrilmayi talep etmektedir. Kanada ise gelismis bir demokrasiye sahip, çok kültürlü, etnik kimliklere baskinin uygulanmadigi bir ülkedir.-

Mahkemenin tespiti self determinasyon hakkinin birkaç önemli boyutunun özeti niteligindedir. Öncelikle hem uluslararasi hukuk, hem de devletlerin agirlikli uygulamalari, SDR’yi sömürgeciligin tasfiyesinin basladigi dönemlere iliskin bir kabul olarak ortaya koymakta iken, sömürgelesme sonrasi dönemden günümüze kavram; devletlerin toprak bütünlükleri, uluslararasi istikrar kayitlari ile çevrelenmis, istisnai hallerde kaderin tayin hakki ayrilma/bagimsizlik hakki olarak degerlendirilmistir. Bu istisnai hallerin sinirini ise SDR ilkesinin kapsami belirlemektedir.

Hangi durumlarda ayrilik/bagimsizlik hakki ?

Günümüz uluslararasi hukukunda devletlerin egemenlik ve toprak bütünlükleri garanti altindaysa da azinliklarin, ulusal guruplarin yasadiklari devletin merkezi hükümeti tarafindan ciddi, israrli ve kitlesel baskilara maruz kalmalari, yönetimden dislanarak egemenlik hakkindan mahrum birakilmalari toprak bütünlügü ilkesi karsisinda ‘son çare olarak’ ayrilma/bagimsizlik hakkina basvurabilecekleri uluslararasi hukukta itibar görmeye baslamistir. Diger bir deyisle, Iç SDR Hakki elinden alinan halk guruplarinin Dis SDR ilkesi çerçevesinde ayrilma hakki giderek daha mesru addedilmektedir. Uygulamalar göstermektedir ki Iç SDR ile Dis SDR arasinda derin bir baglanti bulunmaktadir.

Quebec örnegine dönelim: Kanada demokratik, azinlik haklarina saygili, çok kültürlü bir sisteme sahip, temsili demokrasinin isler oldugu bir ülke iken, Quebec halkinin ayrilik/bagimsizlik talepleri Yüksek Mahkeme tarafindan uluslararasi hukuka uygun bulunmamistir. Mahkemenin bu degerlendirmeyi yapmasinda temel etken Quebec halkinin iç SDR Hakki’ni herhangi bir sinirlamaya tabi olmaksizin kullanabilmesidir.

Içsel ve dissal SDR ilkelerinin etkilesimi açisindan Quebec kararini tersinden yorumlarsak: Mevcut hükümetlerin anti-demokratik olmasi, siyasal katilim kanallarinin kapali olmasi, temsili demokrasinin isler olmamasi, azinligin hükmetmesi, halk ile yönetim arasinda kesintisiz bir iliskinin gözlenmemesi, hak ve özgürlüklerin etkin koruma altinda olmamasi mesru bir ayrilik/bagimsizlik sürecine zemin yaratan en belirgin olgulardir. Devletin toprak bütünlügünün korunmasina karsi istisnai haller tam da bunlardir.

Kosova Meclisi nihai statüsüne dair yaptigi müzakereler ile diplomatik faaliyetlerden bir sonuç alamayinca referanduma giderek, halkin % 99,8’inin bagimsizlik oyu karsisinda bagimsizlik bildirisini ilan etmisti. Bu bildiri karsisinda Sirbistan Uluslararasi Adalet Divani’na ‘Kosova Geçici Hükümetinin tek tarafli bagimsizlik bildirisini kabul etmesinin uluslararasi hukuka uygun olup olmadigini’ sormustu. Divan soruyu Kosovali’larin SDR hakki ile Sirbistan’in ülke bütünlügü ve vatandaslarinin devlete karsi sadakat yükümlülügünü birlikte degerlendirerek, cevaplandirmisti. Divan 2010 tarihinde 4’e karsi 10 oyla Kosova’nin bagimsizlik bildirisinin uluslararasi hukuku ihlal etmedigi sonucuna varmisti. Bu danisma karari Kosova’nin geçmisteki özerk statüsü, Yugoslavya Federasyonu’nun dagilma sürecinde basvurdugu etnik temizlik politikalari, Arnavut halkini siyasal karar mekanizmalarinin disinda tutma girisimleri ve uzunca süreden beri devam eden müzakerelerden bir sonucun çikmamasi göz önünde bulundurularak verilmisti. 12 Subat 2014 tarihi itibari ile 108 ülke tarafindan taninan Kosova devleti, bu gün dünya devletler listesinin en genç üyesidir. Kosova pratigi de göstermektedir ki Dissal SDR’ye giden yollar öncelikle Içsel SDR’den geçmekte, ülkelerin toprak bütünlügü kabulü ayrilik/bagimsizlik talepleri karsisinda ikincil kabul edilebilmektedir.

Dissal SDR salt maddi hukuk bakimindan degil, uygulamalar, uluslararasi teamüller ve prosedürel açidan da bir süreçler zinciridir. Iç SDR’si ihlal edilen bir halk dis SDR tercihini kullanabilmek için, bu zinciri itinayla takip etmek durumundadir. Nitekim bu süreçte halklarin en çok ihtiyaç duydugu sey uluslararasi mesruiyet sorunu olmakta, mesruiyet sorunu ise uluslararasi hukuk ve teamüllere uymayi zorunlu kilmaktadir. Bu teamüller, taraflar arasindaki müzakerelerin uluslararasi çerçevelerde yürütülmesi, taraflarin süreci koruma çabalari, insan haklari, soykirim ve irk ayrimciligini yasaklayan sözlesmelere riayet, ayrilma kararinin halkin tümüne mal edilebilmesi olanagini yaratmak için bir referandumun düzenlenmesi, tüm süreç ve asamalarda uluslararasi denetime açiklik gibi bir dizi mesruiyet çabalarindan olusabilmektedir. Teamül ve hukuki yükümlülükleri takip kabiliyeti bagimsizlik süreçlerini müspet veya menfi etkileyebilmektedir.

Hamiyet Çelebi

Back to top button