Her sey eskisi gibi…
Soma dönüm noktasiydi. Hani, hiçbir sey eskisi gibi olmayacakti. 5 ay önce ne büyük laflar edildi.
Soma’dan gerekli dersler çikarilacakti. Son yillarin en büyük faciasiydi çünkü. Maden ocagi 301 kisiye mezar olmustu. ‘Isin dogasinda var’ dendi ama çagdas dünya, bol ölümlü kazalari çoktan unuttu. Basbakan, bu çagdan örnek bulmakta zorlandi da 1800’lü yillara kadar indi.
Kaza göz göre göre gelmisti. Onun için ‘kaza degil cinayet’ diye kayitlara girdi. Hesabi mutlaka sorulacakti. Sonuna kadar gidilecekti. Kimsenin gözünün yasina bakilmayacakti. Kamuoyu hassasiyeti en üst düzeydeydi.
Peki ne oldu Soma’nin hesabi? Gerçekten sorulabildi mi? Sicagi sicagina toplumun gazini alacak gözalti ve tutuklamalar oldugu dogru. Ama sonrasi yok. Bütün suç sadece isletmecinin miydi? Baska sorumlulari yok muydu? Siyasi faturasi olmayacak miydi? En azindan bürokrasiye uzanmayacak miydi?
‘Geliyorum’ diyen faciayi göremeyen bürokratlar, körlügün, umursamazligin bedelini ödemeyecek miydi? Maalesef Soma’nin hesabi ortada kaldi. Ailelere yardimi kastetmiyorum. Arkada kalanlarin yarasini sarmak için herkes seferber oldu. Devlet de, millet de… Önceden tedbir almakta acziyet sergileyen devletin sonrasinda çok basarili performans gösterdigini söylemek lazim.
Cenazelerin kaldirilmasinda, ölüm ayligi gibi ödemelerin yapilmasinda üstüne yok. Oysa oralarda devlet olmasa da olur. Aciyi paylasmak, yarayi sarmak için milletin dayanisma ruhu yeter.
Soma, bir baska kazaya kadar unutulmaya terk edildi. Soma ne ilk ne sondu. Türkiye, ucuz ölümler ülkesi. Ismet Özel’in siirini uyarlayarak söyleyecek olursak ‘Türkiye pahali zevklerin ülkesi, ucuz ölümlerin…’ Ölümlü is kazalarinda rakamlar korkunç. Alarm zilleri yeni çalmiyor. Eskiden beri çalmakta. Türkiye, dünya siralamasinda en önlerde.
Hafta sonu Istanbul’da bir insaatin asansörü yere çakildi. 10 kisi hayatini kaybetti. Hepsi de ömrünün baharindaydi. Aralarinda üniversite harçligi için çalisan da vardi. 10’unun da dokunakli hikâyesi var. Olayin teknik boyutu ayri konu. Ben Ankara’ya bakan yönüyle ilgiliyim. Soma’dan girmemin sebebi o.
‘Is güvenligi’ büyük kazalardan veya facialardan sonra hatirlanacak konu olmaktan çikmali artik. ‘Ciddi sorun’ olarak ele alinmasi kaçinilmaz. Ne yapmali? Önce bedel ödenmeli. Hesap ortada kalmamali. Bürokrasi ve siyasi sorumlulari ortaya çikarilmali. Bütün dünyada oldugu gibi. Genel müdürler, bakanlar sorumlulugu üzerine almaktan kaçmamali. Eger slogan degilse eski Türkiye, yeni Türkiye farki burada da belli olur.
Siyasi iktidar, birakin sorumluluk karsisinda bedel ödemeyi, suçüstü hallerden bile kurtulmanin arayisi içinde. 17-25 Aralik dosyalari ortada. Yargiya müdahaleden hakkinda iki fezleke hazirlanan Adalet Bakani Bozdag, HSYK’yi kontrol altinda tutmak için yargi mensuplarina zam paketi açikladi. Seçim rüsveti olarak. Ne ilgisi var demeyin. Çok ilgisi var. Ben bedel ödeme konusunda karamsarim. Hesap veremeyen, hesap soramaz.
Hükümet sözcüsü, Istanbul’daki kaza için Basbakanlik Teftis Kurulu’nun görevlendirildigini, Is Güvenligi Eylem Plani hazirlanacagini açikladi. Geç kalmadi mi? Soma’da da benzer seyler söylenmisti. Kâgit üzerinde çok basarili çalisma yapilacagi açik. Evrensel standartlarda, dört dörtlük raporlar veya eylem planlarinin hazirlanacagina kusku yok. Sorun bunlari sahaya yansitmakta, uygulamaya sokmakta.
Biz daha çok bol ölümlü facialardan sonra sanki ilk kez yasiyormusuz gibi tepki gösterir, alinmasi gereken önlemleri siralariz. Büyük harflerle ‘Gerekli derslerin çikarilacagini’, ‘Hiçbir seyin eskisi gibi olmayacagini’ söyler dururuz. Asansör faciasi gösterdi ki, her sey eskisi gibi. Türkiye, pahali zevklerin, ucuz ölümlerin ülkesi…
——————————————
Zaman-10 Eylül
Mustafa Ünal