Müzakereye dogru
Oslo görüsmeleri fazlasiyla sasirtici bir arka planin varligini ortaya çikardi.
Yüzeyde devam eden karsilikli sert ve itici dilin, eziyet ve ölümlerin arkasinda, devletin ‘terörist’ ilan ettigi bir örgütle sistematik enformel görüsmelere açik oldugunu gösterdi. Ilk sefer devlet açisindan daima risklidir, çünkü toplumun buna nasil tepki verecegini bilemezsiniz. Oysa kalkisma içindeki örgüt açisindan ilk sefer daima bir zaferdir. Tahakkümcü yönetimin hak talep edenlerle esitlendigi bir platformun yaratilmasi ve cümle âleme ilan edilmesidir. Ama isin ilginç yani hükümet o noktayi hasar almadan geçerken, Kürt siyaseti bu zaferin siyasi keyfini çikaramadi ve müzakere zeminini veri alan bir strateji olusturamadi. Onun yerine yanlis bir tercihin pesine düserek, Suriye’deki kargasadan da yararlanip, bu yil içinde acilen bir halk ayaklanmasinin tetiklenecegini düsündüler. Bunun aslinda psikolojik bir tercih oldugunu, ‘gönüllerden geçen’ alternatifi olusturdugunu söylemek mümkün. Çünkü böyle bir gelisme devletin savas içinde ve savasanlara karsi vermesi gereken tavizleri ima eder ve bu durumun PKK’nin hayal ettigi statüyü bir hamlede saglayacagi öngörülebilir. Buna karsilik barisi hedef alan müzakerelerin sorunu detaylara dogru sürükleyecegi, çözüm sürecinde sivil toplumu isin içine katacagi ve Kürt meselesini çogulcu bir çerçeveye oturtarak normallestirecegini düsünmek zor degil.
Dolayisiyla, beklenmedik bir biçimde bugün hükümet yeni bir müzakereye psikolojik olarak çok daha yatkin görünüyor. Devlet açisindan mesele PKK’nin yeniden masaya oturma noktasina getirilmesi, yani teknik bir adim olarak tanimlanabilir. Ancak PKK için müzakere bir tür geri adim, stratejinin basarisizliginin teslim edilmesi seklinde içsellestirilebilir. Bu nedenle yeniden bir görüsme ortaminin hazirlanmasi, her iki tarafin da biraz kendisiyle mesgul olmasini, ötekine ‘not verme’ aliskanligini terk etmesini gerektiriyor. Basbakan’in açlik grevleri süresi içinde takindigi tavirla hiçbir müzakerenin paralel islemeyecegi herhalde açik olmalidir.
Ancak müzakerelerin önündeki tek engel üslup degil. Muhataplik konusu da giderek daha kritik bir hal aliyor, çünkü Kürt siyasi söyleminde ‘önder Apo’ jargonu ne denli tekrarlansa da, Silvan sonrasinda Kandil ile Imrali arasinda bir güven eksikligi olusmus durumda ve hükümetin tercihi Öcalan’dan yana. Açlik grevlerinin durmasina yönelik Öcalan müdahalesinin de bu muhataplik islevinde bir halka olusturdugunu görmemek imkânsiz. Öte yandan hükümetin Öcalan’i bir tür ‘siyaset üstü’ muhatap kilmasi durumunda, hem Kandil’in göreceli özerkligi yerinde kalabilir, hem de kimse Öcalan’in temsil yetenegine itiraz edemez.
Kisacasi teknik açidan bakildiginda yeni bir müzakere sürecinin, bu kez toplumsal destegi de olusturup yanina alarak, hayata geçirilmesi mümkün. Ancak ortada hâlâ bir güven sorunu bulunuyor. Hükümet açisindan bakildiginda atilacak adimlardan çok, o adimlardan geri dönülmemesi, ‘yeni’ olanin bir süreklilik içinde insa edilmesi önemli. Ne var ki bunu saglamanin yolu da Öcalan’i daha ‘siyasi’ kilmaktan geçiyor. Dolayisiyla önümüzdeki dönemde aklin yolu, müzakere süreci ile Öcalan’in tecridinin kalkmasina yönelik adimlarin bir paralellik içerisinde yürümesi ve Öcalan’in da onayladigi mantikli bir zaman araligina yayilmasidir. Nihayette Öcalan’in tamamen serbest kalmasi gerçeklesmeyebilir ama onun manevî tasiyiciliginin ‘insa edici’ rolü teslim edilmek zorunda kalinacaktir. Sunu da unutmamak gerekir: Toplumun genelini rencide etmemek açisindan, hükümetin muhatap olarak nispeten az suçlu birini bulmasi dogru olur ve unutmayalim ki Öcalan kabaca 15 yildan beri suç islemiyor!
Bu arada PKK/BDP kanadinin da hayallerden kurtulup gerçekçi bir Türkiye tahliline gelmelerinde büyük yarar var: Bu ülkenin eskiye dönme ihtimali her geçen gün azaliyor. Tarih Kürtlerin önüne yeniyi birlikte olusturma sansini çikarmis durumda ve bunun hakkaniyetin geregi olduguna kusku yok. ‘Devlet içerisinde bir kesim çözüm istiyor ama AKP bu yaklasima sahip degil.’ türünden akli zorlayan önermelerin pesinden gitmeyi birakmalari, hükümeti silahla devirme hayalinin aslinda bir tür siyasi intihar oldugunu görmeleri gerek. Yoksa o hayaller ayaklarina dolasacak, bedelini de bir kez daha Kürtler ödemis olacak.
Türkiye siyasete hazir Bunu tasiyacak ve gerçeklestirecek, en azindan yola çikilmasini saglayacak aktörler de ortada. Kürt siyasetinin ‘sokagi’ durdurma sorumlulugu var. Bu noktadan sonra bencilligin bedeli çok agir olacaktir
——————————————-
Zaman-29 Kasim
Etyen Mahçupyan