Makale

Silahlarin gömülmesi için baris dilini gelistirmek gerekir

Bu gün ‘Kürtleri kurtarmak’ adina yola çikip, bu amaçla silahli mücadele verdigi savlanan bir PKK örgütü ile, son bes yila gelinceye dek Kürtlerin varligini inkar etmis , bu nedenle Kürt mücadelesini ‘ gayri mesru’ görerek vatanin bölünmesi olarak algilamis, bu nedenle ‘vatanin bölünmesini engellemek’ isteyen ve kendini herkesten daha çok ‘vatansever’ ad etmis vatani ve milleti savunmayi kendine asli görev kabul etmis,’ kuvvetlerüstü’ bir yapilanma olarak kendini tanimlamis ve sivil siyasi iktidarlarin tepesinde kiliç sallayarak, sivil iradeyi vesayet altinda tutmus ,Türk devletinin silahli kuvvetleri yani TSK Türkiye’de savasiyor.

Evet kabul etsek de etmesek de otuz yila yakindir Türkiye’de bir ‘iç savas’ var. Hem de ‘ilan edilmemis’ bir savas. Türk tarafi bu savasa ‘terörle mücadele’ adini verirken PKK de’ demokratik özerklik’ talebi ile silahli mücadeleyi sürdürmektedir.

TSK’nin amaci ‘vatanin birligini’ korumak, PKK’nin amaci ise Kürtlere ‘demokratik özerklik’ saglamak olarak ifade edilmektedir.

Böyle kör ve kazanani asla olmayacak bir savas günümüzde ancak Türkiye’de sürme olanagi bulmaktadir.

Böylesine bir savasa dünyanin hiç bir yerinde; ne geçmiste ne de bu gün rastlanmamaktadir. Çünkü hiç bir egemen devlet bu gün artik birlikte yasadigi halkin varligini inkar ederek, bu da yetmezmis gibi ona savas ilan edip ülkesini yerle bir etmek sureti ile ‘mesru’ zeminini koruyamamistir.

Keza hiç bir onurlu egemen devlet Türkiye’de oldugu gibi mesru haklari için mücadele veren , demokratik haklarini elde etmek isteyen, esit ve adil bir düzen içinde bir arada yasamayi amaçlayan bir halkin ‘soylu’ ve ‘hakli’ mücadelesini ‘terörizm’ olarak adlandirmak sureti ile daha fazla sayginligini ve mesrulugunu kimseye kabul ettiremez.

Diger yandan ülkede var olan ‘terör’ ve siddeti bahane ederek kendi ‘vatandas’im dedigi halkin ulusal haklarini, demokratik ve insani haklarini, etnik ve kültürel haklarini ‘ipotek’ altinda tutan baska bir ülke de yoktur. Terörü ve savasi bahane ederek bir halki potansiyel suçlu imis gibi cezalandirmak, bu nedenle onun temel haklarini rehin almak, demokrat ülkelerin yapabilecegi bir sey degildir.Böylesi bir tutum demokrasi kültürü ve tanimi ile bagdasmaz.

Ne yazik ki, Türk devleti yillardir PKK’nin ‘biz Kürt halkinin tek temsilcisiyiz’ teranesini kabul etmis görünüyor. Çözümü tikayan anlayislardan biri de budur. Iste bu yerlesik algi sonucudur ki devlet PKK’ye hala ‘bölücü terör örgütü’ demektedir. Bu nedenle Kürt haklari ile PKK’yi ayni kare içinde birlikte tutma egiliminden kurtulamamaktadir. Hal böyle olunca da Kürtlerin kaderi silahlarin elde edecegi sonuca dogru ötelenmektedir. Yani kaybeden hep Kürtler olmaktadir. Zira bu savasin kazanani olmayacak, bu bellidir.

Böyle de olunca ülkeye bu savas ortaminda bir baris dili egemen kilmak olanakli görünmemektedir. Hele de bu savas ayni zamanda siyasal rant da üretiyorsa, kolay kolay son bulmayacak gibi görünüyor. PKK’nin ve onun yürüttügü silahli mücadelenin ‘yok olmasi ‘ ise bu gün Kürtler hariç hiç kimsenin çikarina degildir. Istense basta ABD olmak üzere bir çok güç, bir günde PKK’yi bu durusundan caydirabilir. Ama PKK, ‘malum’ güçler için ‘ kar eden ve ettiren bir isletme’ gibidir. Kar eden bir isletmeyi kim kapatmak ister ki.

PKK’nin terörist olup olmadigi baska bir tartisma konusudur. Terörist olsa bile ‘esi ve benzeri’ olmayan bir teröristtir. Lakin dünyada kendi cografyasinin büyük bir kisminda yerel bazda iktidar olup yüzden fazla yerde seçimle belediye baskanligini elde etmis, merkezi parlamentoya kendi partisi ile seçime katilmasi olanagi elinden alindigi halde bagimsiz olarak seçime katilarak, ciddi ve önemli bir kitle destegi ve katkisi ile milyonlarca oy alarak merkezi hükümetin meclisine dördüncü güç olarak girmeyi basarip orada gurup kurmus olan bir güç ‘terörist’ tanimina sigiyor mu, sigmiyor mu bu durum tartismaya deger. Bu konuda empati yapip Filistin ve HAMASI düsünüp kiyas yapmak gerekir. Çifte standarda düsmeden PKK ve HAMASIkarsilastirabilirsek belki yeni bir tanima ihtiyaç duyabiliriz.

PKK teröristtir ya da degildir tartismasi bir yana, ama bir gerçek var ki vurgu yapmadan geçemeyiz. Türk siyasetinin ezberine ve yerlesik algisinin tersine PKK gerçekte, ‘bölücü’ bir örgüt degildir.

PKK’ye ‘bölücü’ demek büyük bir haksizliktir. Lakin PKK ayni Türk tarafinin dedigi gibi ‘ayni devlet, ayni resmi dil, ayni bayrak, ayni vatan’ gibi tezleri savunmaktadir ve bu PPK politikalarinda bir manevra ya da taktik degildir. PKK gerçekte bölücü degil, tersine bölünmeye karsidir. Özerkligi savunmaktadir. Ayri devlet, federasyon ya da bagimsizlik yanlisi degildir. PKK’ye dair mevcut yanlis kani, PKK’nin tezleri ile çelisiyor. Bu nedenle PKK’ye ‘bölücü’ demek haksizliktir ve bu haksizligi bertaraf etmek siyaset dilinin temel sorunudur.

Bölücü tanimlamasi, savas agzini ve savas dilini tetikler.

Lakin dünyanin hiç bir yerinde; ne geçmiste ne de bu gün ‘ demokratik özerklik’ için bu denli kanli bir savasi sürdüren bir baska örgüt yoktur. Temel çeliski buradadir. Insanlarin kafasini karistiran da bu durumdur.

PKK ileri sürmüs oldugu hali ile yerel yönetimlerin özerkligi ve ulusal kültürel özerklik ugruna mi acaba bu kanli savasta israr etmektedir.? Hele hele tüm bu konular bu gün Türkiye kamuoyunun tartisma gündeminde iken ve de bu konuda diyaloglar sürüyorken, daha da önemlisi siyasal süreç bu yönde kendiliginden ilerliyorken, PKK’nin savasinin neye ve kime hizmet ‘etmedigi’ asikar degil midir?.

Siyaset bu konuya kafa yormali ve savasin neye ve kime hizmet ettigini arastirip ortaya çikarmalidir. Bu en basta Kürtler ve PKK’nin iliskilerinin ‘reorganizasyonu’ ve yeniden gözden geçirilmesi olanagini yaratacaktir.

Tüm bu tablo karsisinda, her seye karsin metin olmak ve demokrasiden ayrilmamak, özgürlükleri genisletme amaçlarindan sapmamak gerekir. Nedeni ve kime ve neye hizmet ettigine aldanmadan ,salt yarattigi tahribatlari göz önünde tutarak savasa ve savasmaya taraf olmamak gerekir. Hiç bir ‘kutsal amaç’ ugruna kan dökmek ölmek ve öldürmek gerekmiyor. Önce akan kan durmali, durdurulmalidir. Bu amaçlarla bir mutabakat varken, siyasetin dilini ‘savas’ dilinden’ kurtarip ‘baris diline’ çevirmek Türkiye’de her boydan ve her soydan tüm insanlarin ayirimsiz en önemli görevidir.

Bu baglamda Türkiye’de siyaset dil degistirmek zorundadir.

Etnik öfkelerden, kin ve düsmanliktan, intikam ve ‘mukabeleyi misil’ den uzak durmak, hayatin her alaninda bu argümanlari tetikleyecek davranislardan ve duruslardan sakinmak, her kesin çikarina olur.

Savasi hakli gösteren, kan ticareti yaparak, morg önlerinde nöbet bekleyerek, ‘sehit’ cenazelerinde intikam yeminleri alarak toplumu bir savas psikozuna sokmak, halklara yapilabilecek en büyük kötülüktür.

Ölü sayisi ile övünmek, bu savasta kahramanlik payesi pesinde kosmak kimseye fayda getirmez. Basin ve kamuoyunda’ rahatlama’ yaratacagi kanisi ile yüksek sesle ‘intikam’ alindigindan söz etmek, ‘karsi’ tarafi da ‘intikam’ almaya yönlendirmekten baska hiç bir ise yaramaz. Bu da savasin uzamasina ve siddetlenmesine zemin olusturur.

Daha çok savas , daha çok aci demektir.

Öldürmenin hakli ve mantikli bir yani yoktur.

Öldürme düsüncesinin insanlikla ilgisi kopmustur.

Asil olan öldürmek degil , yasatmak ve yasatabilmektir.

Bu baglamda öldüren her kim olursa olsun, onu açikça kinamamak, keza ölen her kim olursa olsun ailesinin acisini ortaklastirmamak, savasin ömrünü uzatir, kan ve gözyasini, yürek yanginini körükler.

Savasa dair tüm terimleri kendi güncel dilden çikarip onun yerine baris dilini egemen kilmak gerekir.

Söz açilmisken, Türkiye’deki ‘ sehit’ algisindan da söz etmek gerekir. Egemen siyaset, Türk askerine ‘sehit düstü’ derken PKK’li savasçilara ‘hain terörist’Abdullah Öcalana ‘terörist basi’ ya da ‘bebek katili’ diyerek kin ve nefret söylemini vurgulamak sureti ile ‘imha edildi, yok edildi, öldürüldü, bertaraf edildi’gibi tahrik edici bir dil kullanmaktadir.

Bu bir savas dilidir, bu dil terk edilmedigi sürece savas tehdidi bitmez.

Keza devlet ölen her kim olursa olsun ‘vatandaslarinin’ ölümüne, sevinmemeli, sevinemez de. Onurlu devlet’Ölen vatandaslari’ arasinda ayirim yapip kimine ‘cennetlik’ kimine ‘cehennemlik’ gözü ile bakamaz, bakmamali da.

Devlet bu talihsiz savasta öldürülmüs olan ‘vatandas’ larinin bir kismina ‘ sehit ‘ deyip diger bir kismina ‘müstehak’ diyemez, dememeli de.

Devlet, güvenlik güçlerinin cenaze törenlerinde irkçi, fasist gösterilere itibar etmemeli. Etnik kin ve nefreti körükleyen söylemlere izin vermemelidir. Bu egilimde olanlari devlet kendi akli ile engellemeli ve etnik ayirimciliga giden yollari tikamalidir. Devlet böyle bir tutum içine girmedigi sürece savasi önlemek mümkün olmaz.

Ayni sekilde PKK de, kendi savasçilarinin çenaze törenlerinde metin olmali ve ‘ölmek ve öldürmekten’ medet ummaktan vaz geçmelidir.

Yasama hakki kutsaldir ve bu hakki yok edenin savunulacak ya da övünülecek yani yoktur. Hiç kimse cenazelerden medet ummamali, cenazeleri, ölmeyi ve öldürmeyi siyasetin malzemesi haline getirmemelidir.

Savas dilini sürdürmek, savas seçenegini beslemek demektir. Savasi yegane çözüm yolu gibi göstermektir. Baris konusunda samimi ve güven verici olmamak demektir.

MEVLANA ‘ Her dil bir gönül perdesidir. Perde kimildarsa sirlara ulasilabilir’ der. Baris dili toplumu savasin sirlarina ulasmaya götürebilir. Savasin sirlarina mazhar olmus bir toplum, kisa sürede savasa son verebilir.

Ne yazik ki PKK de bu gün Türk egemen siyasetine öykünmektedir. Bu nedenle o da baris dilini kullanma gereksinmesi içinde degildir.

Silahin kibiri, dehsetin habercisidir.

Silah soguk demirden olusan ve sicak yasamlari yok eden sevimsiz bir araçtir.

Savas dili sürdükçe savasin araci olan silah sempatisi de artar.

Silahlanmis bir toplum kendi geleceginin yok olmasina razi olmak zorundadir.

B. Brecht ne kadar dogru söylemis ‘ Eger birbirleri ile konusmalarina firsat verilebilse halklar hemen dost olur.’

Latif Epözdemir

Back to top button