Tarihi göç

Son günlerde, çok önemli tarihi bir olaya sahit olduk. Hayatin derinliklerinden gelen tarihi bir göç, Avrupa kapilarindan içeri girmeye basladi.
Birinci ve ikinci dünya savaslarinda, Mekadonyada, Kafkaslarda, Balkanlarda, Ortadogu’da ve dünyanin baska yerlerinde, önemli göçler yasandi. Ama, bu seferki baska bir göç.
Bilindigi gibi burjuva demokratik devrimler sonucunda, eski dünya yikildi, onun yerine yeni bir dünya kuruldu. Modern siniflar ve ulus devletler ortaya çikti. Dünyanin her yerinde acimasiz bir sömürü çarki dönmeye basladi.
Bu sömürüyü su sekilde özetleyebiliriz. Her ülkenin burjuva sinifi, kendi emekçilerini sömürüyor. Bölgelerin güçlü devletleri, hinterlandindaki ülkeleri sömürüyor Dünya kapitalist emperyalist sistemi ise, tüm dünyayi sömürüyor. Bu sömürünün önemli bir bölümü, sürekli olarak kuzey yarim küreye transfer ediliyor.
Dönen bu sistematik ve acimasiz sömürü çarki sonucunda, kuzey yarim küreyle güney yarim küre arasinda var olan asimetrik durum, daha da büyüyor. Iki yarim küre arasindaki makas, her geçen gün daha da açiliyor. Bu durum, dünya kapitalist sisteminin sik sik krize girmesine neden olluyor.
Asya ve Afrika kitalarinda hareket ederek, Avrupa kitasinin sinirlarina dayanan ve içine giren bu tarihi göçün yarattigi kriz, görüldügünden ve zan edildiginden çok daha büyüktür. Etkileri de ona göre büyük olacaktir.
Bu tarihi göç, romanlara, siirlere, sinemalara, tarihçilere, bilim adamlarina, arastirma ve inceleme konusu olacaktir.
Dünyaya emekçilerin gözüyle bakan insanlar, zaman zaman geriye dönüp eski söylemlerini bir kere daha dile getirdiklerinde, bazi kimseler ortaya atilip, ‘Hah! Yine eski hikayeleri anlatmaya basladilar.’ demektedirler. Kim ne dense desin, ben eskiden söylediklerimi bir kere daha tekrarlamak istiyorum.
Insanlarin, vahsi hayvanlar gibi yasadiklari dönemlerde, dünyada var olan her seyi aralarinda kardesçe bölüsüyorlardi. ‘Benim, senin, onun’ gibi mülkiyetle ilgili kelimeler henüz icat edilmemisti. Bu yüzden insanlar dünya mali için bir birleriyle dögüsmüyorlardi, savasmiyorlardi, siddet uygulamiyorlardi, kan dökmüyorlardi.
Ne zaman insanlar, yöneten-yöneliten biçiminde iki gruba ayrildi, modern siniflar ortaya çikti, iste o zaman insanlar vahsi bir canavara dönüstüler. Dünya mali için birbirlerinin girtlagina sarildilar, dünyayi kan gölüne çevirdiler.
Eger insanlardan biri, bir toprak parçasini ilk kez çitle çevirip ‘Burasi benimdir.’ dediginde digerleri itiraz edip o çitleri söküp atsaydi, insanlar bu denli canavarlasmiyacakti. Sorunlarini yasak, baski, zor, siddet ve savaslarla çözme yoluna girmeyecekti. Birbirlerinin kanini akitmiyacakti. Birbirlerinin ülkesini isgal etmeyecekti. Birbirlerini ülkelerinden kovmiyacakti.
Sunu herkes aklina iyice yerlestirsin, insanlar arasinda bu acimasiz sömürü varken, birisi digerinin hakkini yerken, biri yer biri bakarken, medeni diye nitelendirdigimiz bu aç gözlü insanlar, birlerine vahsi kurtlar gibi saldirmaktan asla vaz geçmeyeceklerdir. Görünen köy, kilavuz istemez. Dünya kapitalist emperyalist sisteminin içine girdigi savaslar, krizler bitmeyecek, tersine daha da artacaktir.
Gelin, içinde yasadigimiz somut durumu daha iyi anlasilir hale getirmek için, gözlerimizle sahit oldugumuz bu son göçünün resmine bir bakalim.
Ortada, üzeri çesitli içecek ve yiyeceklerle dolu olan bir sofra var. Sofranin etrafina, giran tuvalet giyinmis, hapur supur yemek yiyen bir avuç besili insan var. Onlarin etrafinda ise, açliktan nefesi kokan, don gömlekli milyonlarca aç insan var. Bu aç kimseler, sofranin etrafina oturmus insanlara, kinle nefretle bakiyorlar.
Sofra basina oturmus besili insanlar, bu açlarin bir gün sofraya dogru saldiriya geçeceklerini çok iyi biliyorlar. Bu nedenle kendileriyle aç insanlar arasina, tank, top, tayyare, mitralyoz, çesitli kimyasal ve nükleer silahl tasiyan insanlar yerlestirmisler. Dünyanin kaymak tabakasini yiyen bir avuç mutlu azinlik, statükonun degismemesi için, her türlü vahseti yapmaktan kaçinmiyorlar.
Peki bu tablo, sonsuza dek böyle devam edebilir mi acaba? ‘Edebilir’ diyenlere bir çift sözüm var. Adana tabiriyle söyleyeyim, ‘Siz degil, sizin feristahiniz gelse, bu statükoyu devam ettiremez.’
Hele bir durup önce, elinde silah olmayan, is, as, esitlik, demokrasi, hukuk, özgürlük, adil paylasim isteyen insanlarin göçü karsisinda düstügünüz duruma bir bakin.
Sonra, arkanizi dönüp tarihe bir bakin. Bu dünyadan ne zorbalar, tiranlar, diktatörler, aç gözlü kapitalistler, fasistler, vahsi sömürgeciler gelip geçtiler. Bunlar, o dönemin yenilmez armadalariydi degil mi? Peki simdi nerdeler? Hepsi tarihin çöplügüne atilmadilar mi?
Sunu her kes iyice aklina koysun. Hiç bir kimse bu tarihi gidisi durduramaz. Bu nedenle günü geldiginde, uygun ortam yaratildiginda, ülkemiz Kürdistan da dahil olmak üzere, tüm ülkeler ve milletler, özgürlügüne kavusacak, gönlünce yasayacaktir. Iste o kadar….
Yilmaz Çamlibel

