Ali Baba Kırk Haramiler Mağarasında
Kemal Burkay
Bazen yazılar, söyleşiler arka arkaya geliyor,
çoğu da uzun oluyor. Okurların bunları okumaya
zamanı olur mu, diye düşünüyorum. Ama olaylar öylesine
hızlı gelişiyor ki, bazen de onlara yatişemediğim,
görüşlerimi zamanında söyleyemediğim için dertleniyorum.
Hem de ülkeyi ve sistemi sarsan, geleceğimizi etkileyecek
türden olaylar…
Örneğin DPT’liler meclisten koptu derken Öcalan’ın
bir işaretiyle oraya dönüverdiler. Ortalığın
daha da karışacağından, Ergenekon tayfasının
bayram edeceğinden korkan herkes rahat bir soluk aldı.
Bu nedenle medyada Apo’ya övgü ve şükran duygularını
sunanlar gırla… Daha birkaç gün önce sokakları karıştıranın
da aynı kişi olduğunu unutarak!
Ama bu sevinç de kısa sürdü. Ardından, sanki söz
konusu yumuşama ortamını berhava etmek ister
gibi, DTP’li politikacılara ve belediye başkanlarına
yönelik operasyon geldi. Demokrat ve barışsever
insanlar bunun hangi akla hizmet ettiğini sordular. Eğer
silahların susması, dağdakilerin inip normal
hayata, legal siyasal yaşama karışması
isteniyorsa gerilimi ateşleyen bu operasyon da neyin
nesiydi? Kimden gelmişti? Eğer arkasında desteği
yoksa hükümet neden sessizdi? Desteği varsa, açılım
süreciyle bu nasıl bağdaşırdı?..
Ama insanlar daha bunun üstünde düşünüp tartışırken,
”turpun büyüğü heybede” özdeyişine uygun biçimde,
Başbakan Yardımcısı Arınç’a yönelik
olduğu söylenen, Özel Harp Dairesi’nden bir albayla bir
binbaşının işin içine karıştığı
suikast planı olayı patlak verdi. Planın, bunun
da ötesinde Başbakan Erdoğan’ı ve Cumhurbaşkanı
Gül’ü hedeflediği, hatta hükümeti devirmeye yönelik bir
girişim olduğu medyaya yansıdı.
Bunu Ankara’nın göbeğindeki Özel Kuvvetler Komutanlığı
merkezine yönelik baskın tarzındaki arama izledi.
Kuşkusuz bu arama, suikast ve darbe girişiminden
daha önemliydi. Çünkü bu ülkede suikastlere ve darbelere,
darbe gerişimlerine toplum alışıktır.
Bunlar arada bir olan şeyler… Aslında olmadığı
zaman şaşarız. Hayrola deriz, bu memleketin
ordusu akıllandı mı yoksa? Darbecilere kıran
mı girdi?!.
Yo yo, bu kez darbecilerin merkezi basıldı. Yani
ordu içindeki şu ”Özel Birim…” Daha 1952’lerde CIA’nın
eliyle tüm NATO ülkelerinde kurulmuş ”Kontrgerilla Örgütü”…
Türkiye’deki adıyla Ergenekon…
Başlangıçtaki resmi adıyla Seferberlik Tetkik
Kurulu, daha sonraki adıyla Özel Harp Dairesi…
Hani başlarda ülkeyi işgal edecek dış
düşmanlara, asıl olarak da ”bir komünist işgale
veya kalkışmaya” karşı kurulup o zamandan
beri hep de ”iç düşmanlara”, yani kendi halkına;
azınlıklara, solculara, demokratlara, Alevilere,
Kürtlere –şimdi aynı zamanda İslamcı kesime-
karşı savaşan ”gizli ordu”… Komplo, terör ve
cinayet örgütü… Cürümlerinin haddi var, hesabı yok…
Okurlarım bilir, ben bu melanet örgütüyle ilgili olarak
geçmişten beri çokça yazdım ve çeşitli toplantılarda
konuştum. ”Süper NATO örgütü ve Kontrgerilla’nın
eylemleri Üzerine” adlı uzun bir yazım Aralık
1990’da, yani yaklaşık 20 yıl önce Riya Azadi’de
yayınlanmıştı. (Bak: Seçme Yazılar,
Cilt 1, s.440-460).
Şimdi bir kez daha bu örgüt üstüne uzun uzun yazmama
gerek yok. Zaten şu günlerde herkes ondan söz ediyor.
Gazete ve televizyonlarda çarşaf çarşaf onun melanetleri
sergileniyor. Onu anlatan kitaplar var.
Hakkındaki dava ”Ergenekon Terör Örgütü” (ETÖ) olarak
açıldı. Kimi ondan çete diye söz ediyor. Aslında
o hem gizli, orduya ve polise, yargıya ve üniversiteye,
siyasal partilere ve medyaya sızmış, ahtapot
misali dal budak salmış, yasa dışı
işler yapan, akıl almaz suçlar işleyen bir
çete, hem de aynı zamanda devletin içinde, orduda bir
tümen biçiminde örgütlenmiş, Genelkurmay 2. Başkanı’na
bağlı ”yasal” Özel Harp Dairesi, son adıyla
Özel Kuvvetler Komutanlığı… Derin devletin
bir parçası, vurucu gücü…
Ortalığı kızıştırmak,
kitleleri aldatıp yönlendirmek için yaptığı
nice provokasyonlarla, işlediği cinayetler, kanlı
kıyımlarla, yol açtığı darbelerle
orada duruyor. Eskiden pek az insan, toplumun küçük bir kesimi
bunun farkındaydı, şimdi hemen herkes biliyor.
Ama uzun zamandır dokunulamıyordu. O hem suçlu,
hem güçlüydü… ”Ordumuzun göz bebeği” idi…
Zaten Türkiye de ”Kendi ordusunun işgali altında
bir ülke” idi…
Ama sonunda dokunuldu işte. Önce, iki yıldır
yürütülmekte olan Ergenekon davası ile, son olarak da
Özel Kuvvetler’in Kirazlıdere’deki merkezine yapılan
bir yargı baskınıyla…
İlginçtir, bu ülkede yargı çoktandır yargı
olmaktan çıkmış olmasına ve Ergenokoncu
unsurların suikastlerine hedef olan Danıştay
dahil, üst yargının derin devlet ve Ergenekon yanlısı
bir tutum sargilemesine rağmen, yargının bir
bölümü hâlâ hukuku korumaya çalışıyor ve çetelerin
üstüne gitme cesaretini gösteriyor.
Buna rağmen ben de pek çok kişi gibi, yargının
birkaç gün önce Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın,
yani Kırk Haramiler’in merkezine girebilmesine, orada
”Kozmik Oda”ya ulaşmasına şaşırdım.
Elbet bu kolay olmadı. Orayı savunan silahşörler,
arama için gelen savcı ve polis ekibini ilk aşamada
püskürttüler. Sonra yürekli bir yargıç, kovboy filmlerini
andırır biçimde oraya ulaşmayı başardı!
Genelkurmay Başkanlığı da bu aramaya izin
vermiş olmalı… Yoksa Yargıtay’ı ve Anayasa
Mahkemesi de içinde, cümle yargıçlar toplanıp gitseler
o kapıdan içeri giremezlerdi. Zaten onlar ”karargaha”
daha çok brifing almaya giderler!
Ama tüm bu olup bitenlerden sonra Genelkurmay yargı
kararına direnebilir miydi? O da ayrı mesele…
Her neyse, sonunda bir yargıç büyüyü bozdu, Ali Baba
misali kapıdan içeri daldı ve de Kozmik odaya ulaştı.
Uzun zaman alan bir arama yaptı…
Peki, yaptı da sevgili okurlar, sizce bu işten
bir şey çıkar mı?
Benca fazla bir şey çıkmaz. Çünkü atı alan
Üsküdar’ı geçmiştir, minareyi çalanlar kılıfını
hazırlamıştır. Arınc’ın sokağında
suçüstü yakalanan albay ve binbaşı, hani şu
ellerindeki kağıdı yutup suç delilini yok etmeye
çalışanlar, daha o akşam serbest bırakıldılar.
Onlar da merkeze gidip gereğini yaptılar. Arama
ise günler sonra yapılabildi. Bu arada bilgisayarlar
temizlenmiş veya kaçırılmıştı.
Dosyalar belki çoktan Genelkurmay’daki gibi yakılmış,
ya da başka yerlere taşınmıştı.
Belki de dosyalar hâlâ orada, çok gizli, şifreli, görünmez
bölmelerde, duvar içlerindedir… Onu ancak bu işlerde
uzman bir heyet, uzun zaman isteyen rahat bir çalışmanın
sonunda ortaya çıkarabilir. “Yalnız ve cesur” yargıcımız
bir başına o araştırmayı nasıl
yapabilir, nasıl işin içinden çıkabilir?..
Genelkurmay da büyük ihtimalle, ancak söz konusu tüm “tedbirler”
alındıktan sonra, bir yargıcın oraya girmesine
izin vermiş, “buyur!” demiştir…
Kahraman ordumuz, bugün de hâlâ, Ergenekonu ve onun nice
marifetlerini, yani Türk Gladyosu’nu, ayrıca onca melanetler
işlemiş orta yerdeki JİTEM’i yok sayarak bu
ülkenin cümle insanıyla dalga geçmektedir.
İşte bu nedenle, ben söz konusu aramanın sonuçları,
“Kozmik Oda’nın sırları” ile ilgili olarak
pek umutlu değilim. Bir kapıdan alınan da zaten
öteki kapıdan bırakılıyor. Yine de Özel
Harp Dairesi’ndeki bu aramayı çok önemli buluyorum. Her
şeye rağmen bu bir tabunun yıkılmasıdır.
Kendilerini dokunulmaz sananlar, hesap vermeyi akıllarından
bile geçirmeyenler, bütün bunların olabileceğini
gördüler.
Bundan sonra plan yapmak, komplo düzenlemek, suikastler ve
darbe tezgahları onlar için kolay olmayacaktır.
Bugüne kadar, vatan-millet adına başkalarının
canını kolayca alabilme hakkını kendilerinde
görenler; bir savcı gibi suçayıp, bir yargıç
gibi karar verip, bir cellat gibi infaz edenler, şimdi
kendi canlarının telaşına düşmüşlerdir
ve suçun ağırlığı altında ezilmekte,
kendi kafalarına sıkmaktalar.
Ama elbet, yapılması gereken en önemli iş,
bu suç ve melanet odağının, Özel Harp Dairesi’nin
tümden dağıtılması, toplum içindeki kollarının
temizlenmesi, büyük küçük tüm suçlulardan hesap sorulmasıdır.
Bu olmadan çetenin melanetleri son bulmaz.
----------------------------
Not: Yeni yıl dolayısiyle mesaj gönderenlerin yanı
sıra, tüm dost ve okurlarımın yeni yılını
kutlarım. Dilerim 2010 ülkemize barış getirsin,
çocuklarımız iyi günler de görsün…
31 Aralık 2009
Yazarın önceki yazılarından:
Açılımda eksikler ve yanlışlar
İki
ihtimal
Ergenekon
eylemde
Tüm barış ve demokrasi güçleri
uyanık olmalı
TBMM’de
Kürt Sorunu ve Dersim…
Statükocu
güçler, Ergenekon ve şiddet birbirine bağlı
Hey,
Hürriyet! Orada kimse yok mu?..
Aptallık
insana özgüdür
Alevi
sorununu çözmeye Munzur’dan başlayın!
Abdülmelik
Fırat’ın ardından
Aldatanlar
ve aldananlar...
Sisteme
kurban edilenler...
Ayıp
diye bir şey vardır, Bay Akyol!
Şu
bölme, bölünme hikâyesi...
Dema
Nu ile söyleşi
Ne
yazmalı?
Bu
nasıl devlet, bu nasıl yargı?!
Statüko
ile değişim arasında
Ahmet
Altan sapla samanı karıştırıyor
Kelepir fiyatına çözüm!
Barış
ve çözüm ortamı var mı?
Mardin
olayı üzerine
Nesimi,
Mahzuni, İhsani…
“Korku
imparatorluğu”
ve arkadaşım Turgut Kazan...
Hizbullah-PKK,
Jandarma silahları;
DTP’ye yönelik son operasyon
Güngören
bombaları
Ve bir kez daha haklı çıkarken…
Ergenekon
davası
Ve hukuk adına telaşlı çığlıklar...
Obama’nın
ziyareti derde derman oldu mu?
29
Mart Yerel Seçimlerinin Sonuçları
Gül
Kürdistan deyince...
Kar,
bahar ve Newroz üzerine…
DTP
sorumluları bu işlere ne der?
Bir
hastane yazısı
Yerel
Seçimler Üzerine
“Ergenekon”un
kısa bir tarihçesi
İşte
buna şaşıyorum!
Ergenekon
üstüne titreyenler...
Bu telaş neyin nesi?
Onlar
yalnız Ermenilerin değil, kendi halklarının
da düşmanı
Din-siyaset
ilişkileri
Ergenekon
ve 33 asker
Din
üzerine bir sohbet
Takke
düştü, kel göründü
Türkiye
sorunlarını neden çözemiyor?
Bezele
de Dağlıca gibi bir provokasyon
Ergenekon
ve Sol
Pirçandî û Pirsa Kurd
İçe kapanma olayı ya da kaplumbağa politikası
Kürtçe ve Türkçe yazma üzerine
Cambaza
mı bakalım, hırsıza mı?
Komplolar,
cinayetler, provokasyonlar… ”Devlet sırları!”
Sistemde açılan bu gedik önemlidir
Abant Platformu ve sömürgeci tezlerin yeni versiyonları
Ergenekon
ve Dağlıca
”Bilgi
Destek Planı” yıllardır yürürlükte..
Baskın
Hoca’nın genellemeleri…
Bu
nasıl bir ülkedir?
Umut ne AKP’de, ne Kemalizmde
AKP’nin “çözüm” paketi ve GAP
Kürt
sorununda ekonomi ve siyasetin bağı
Sabancı
Cinayeti’nin belgeleri de ortaya dökülürken...
AKP
değişimin partisi değil
Eski
film yeniden gösterimde mi?
Kedinin
boynuna çanı kim takacak?
Ülkeyi
batağa sokanlardan çözüm beklenemez
Yeni bir halk hareketine
gerek var
Canım
tepki göstermek istemiyor
Sadun
Hoca ve Hasretyan
Geçmiş olsun Sırp yoldaşlar!
Aslan
Asker Şwayk ”Panodaki Şiir”e Karşı!
Türban
ve laiklik üzerine
Ergenekon
ve Türk medyasının çözülen dili
Düzenli köşe yazılarıma
son verirken…
Hrant
Dink’i anarken
AKP
sistemle kaynaşırken..
Sekiz
asker, bomba olayı ve Erdoğan…
Tarih,
akıl ve ahmaklık üzerine
Kandil
Operasyonu; hedefler, sonuçlar
Kürtlerin
temsil sorunu
Sabah’taki
söyleşi, DTP ve temsil sorunu üzerine
Oyunun yeni perdesi ve değişen
taktikler
DTP’ye
yönelik kapatma davası
Bush-Erdoğan
görüşmesi ne sonuç verdi?
Militarizm
Türkiye’yi teslim almak istiyor
Katil
kim?.
PKK’nın
silah bırakmasına veya yeni bir ateşkese karşıyım!
Bu çılgınlıkla
nereye?..
Nasıl
bir anayasa? – 3
Militarizm barışa, demokrasiye, gelişmeye engel
Türkiye
Malezya olur mu? Keşke olabilse!
Nasıl
bir anayasa? – 2 Kemalizm ayak bağı oldu
Nasıl bir anayasa?
Bir
genel af ”PKK sorununu” bitirir mi?
DTP’nin
temel yanlışı ne?
Yedi
kızın acı öyküsü Yaşamadan Öldüler
Yakın
tarihe kısa bir gezinti
Kürdistan gerçeği, Kürt ulusal sorunu ve onurlu tavır
Türk
dış politikasının rüşvetleri…
Yezidi
Kürtlere yapılan saldırı
Türk
Parlamentosu ve Kürtler
Seçimlerde
Türkiye solu, Kürt Ulusal hareketi
22
Temmuz Seçimleri üzerine
Orman
yangınları kimin işi?
Dink
Davası ve Sivas
Bir
mum yakmaya devam…
Kuzeyde
bir hafta
Norveç sınırı, Laponlar, beyaz geceler…
Darbe
ayağa düştü
Darbe
planı işlemekte
Barzani
“PKK terörü”nü destekliyor mu?
Hükümet
gerçekleri halka anlatmalı
Sayın
Sezer, nereden nereye!
Son
terör eylemlerinin ardında kimlerin eli var?
Sistem
ne laik ne demokrat
“Dil
Devrimi” ve “Güneş Dil Teorisi” komedisi
“Türk
Tarih Tezi” komedisi
Paşalar
Cumhuriyeti, berdevam mı?.
Kürt
Dili nasıl kurtulur?
Türk
medyası ya da Yalancı Çoban
General,
istifa et!
Heyy,
orada bir Müslüman yok mu?!.
Irkçı
görüşlerin temeli yalan ve safsata-2
Türk-İslam
sentezi ve Kürtler, Aleviler...
Irkçı
görüşlerin temeli yalan ve safsata-1
Kim
olursa olsun!
“Bu
ırkçılık nerden çıktı?!”
Aman,
301’i değiştirmeyin!
Yanlışta
direnenler, Sopayı çözüm sananlar...
“Halkın
oyları” ve çıkar yol
Türkiye
batağa nasıl saplandı..
Kerkük
Kürdistan’a katılırsa...
Gerçek
katil kim?
Ankara
Konferansı üzerine
AB’ye
sırtını dönen Türkiye’de Savaş hazırlığı
mı, blöf mü?
Saddam
cezasını buldu
Çıkara
dayalı yanlış hesaplar
AB’nin
son kararı üzerine
Baker
Raporu ölü mü doğdu?
PKK
neden taktik değiştirdi?
İlkesizlik
ve Irak’ta çözüm
Bir
kez daha Ermeni sorunu üzerine
Değişime
direnen Türkiye
Sel,
yangın vb. “doğal felaketler” üzerine..
Kürdistan,
zenginlik içinde yoksul ülke..
Bir
şarkı, bir şiir
Fransız
Parlamentosu’nun kararı Ve Cezayir..
En
büyük devletsiz ulus..
Oyunu
gerçek sanmak-2
Oyunu
gerçek sanmak.. (1)
Ana-babalar
kirli savaşı sorgulamalı
Linç
salgını yayılırken…
Lübnan’dan
uzak dur, Kürdistan’a hücum!..
Uygarlıklar
Savaşı mı?
Türkiye’nin
Kerkük Sorunu!
Halkı
yalanla besleyen rejimler…
Irak’ı
bekleyen: Ya üçlü konfederasyon, ya üç ayrı devlet
Bölgemizde
ve Dünyada barış ve istikrar için..
Statükonun
yıkımına kim ağlar?
Terör
ve PKK bahane, Hedefler çok başka…
Hürriyet’in tehlike çanları!
Kırk katır mı, kırk satır mı?..
Demirel, Çiller, Ağar, Güreş… Bunlar tanık
mı, sanık mı?.
Şemdin’in
yakalanması, destanlar, balonlar…
Başı
türbanlı bir kadın neden cumhurbaşkanı
olmasın?..
Çetelerle
mücadelede hükümete destek vermeli
Ülkeyi
esir alan ahtapot...
Sular
ısınırken...
”Sanki
herkes kör, herkes zincirlerle bağlı…”
Bu
bir darbe değil mi?
Terör
ne, terörizm ne?
TBMM
Başkanı Arınç’ın kunuşması ve
demokrasi üzerine..
Şemdinli’deki
askeri yığınak neyin nesi?..
Rejimin
Kürt halkına topyekün saldırısı
Baş
terörist kim, PKK mı, Türk devleti mi?
Önyargı,
tutku ve akıl...
Derin
devlet oyununda Rejisör, figüran ve seyirci…
Suç
ve Ceza
Yine
bir şeyler dönüyor…
Sistem
çürümüş, dökülüyor
Irak’ta
iç savaş kaygısı ve kendi kendine gelin güvey
olanlar..
ŞOVENİZMİN
ESİR ALDIĞI BEYİNLER (*)
At
izi it izine karışırken..
HAMAS
ve PKK…
Sağduyu
ve hoşgörü gerekli
Şemdinli’nin
üstü örtülüyor
Adalet
mi rezalet mi?.
Genelkurmay
Gladyosuna sahip çıktı!
Türk
Gladyosu tasfiye edilmedikçe…
Yalancının
mumu yatsıya kadar yanar
“Demokratik
Cumhuriyet”in patenti Bay Öcalan’ın mı?
Türk
rejimi neden Apo´ya sarıldı?
Kürt
sorununa çözüm çeşitlemeleri üzerine…
Türkiye
Kürtler konusunda İran’ın bile çok gerisinde…
Erdoğan’ın
Şemdinli ziyareti ve alt kimlik-üst kimlik üzerine
Paris
olayları ve küreselleşme üzerine
Olaylar
böyle mi aydınlanacak?
Şemdinli
bir fırsattır
Bu
nasıl bir ilerleme?
Değişimi
anlamak ve Kürt sorununda akılcı çözüm
Bilimsiz
üniversite, hukuksuz adliye..
Türkiye’nin
AB üyeliği ne Sevr’dir, ne de Lozan…
AB ile müzakereler başlarken umutlar - kaygılar...
3
Ekim bir dönüm noktası olacak
Sevgisiz
bir ülke..
“Demokrat,
özgür ve çağdaş Kürtlerin sesi…”
Provokasyon
dumanları…
Asıl
ölüm susmaktır
PKK’yı muhatap yapan kim?
Erdoğan’ın son tavrı
Doğu Kürdistan’daki son
gelişmeler üzerine
Kürtçe
şu anda zincirlerle bağlı
Öcalan
İmralı´dan alınmalı
Derin Devlet ve PKK el ele..
Bir kez daha terör ve uluslararası sorunlar
üzerine
Bir toplum nasıl kandırılır?
Bazı dostların ardından
AKP Alevileri yok sayıyor
ÇIKAR YOL - III Buyrun,
örgüt de var, iş de!
Erdoğan’ın ABD gezisi: Türk tarafı
için düş kırıklığıürk
tarafı için düş kırıklığı
ÇIKAR YOL – II
Teslimiyete karşı ulusal seçenek
Fransız Referandumu üzerine düşünceler
ÇIKAR
YOL - I En başta umut gerekli
İşe
yaramaz bir karar…
NE
DEĞİŞMİŞ?.
Soykırım ve Yüzyıllık Nazizm
Kendi
ordusunun işgali altında…
Türkiye’nin
Kürt Politikası: Döverek Islah..
PKK’yı
kim çözsün?.
Dün
cami, bugün bayrak…
İstanbul
sorunu artık Kürdistan sorunudur
Ermeni Soykırımı ve Orhan Pamuk Olayı
Bir
kez daha laiklik sorunu ve Aleviler konusu
Ş
I M A R I K…
Kürt
Devleti ve Deli Dumrullar…
Dezînformasyon û Prowokasyon
Derin
Devlet Tiyatrosunda Kürtler
ve Türkler...
|