KÜRT SORUNUNDA BU DURUMA NASIL GELİNDİ?
1960 VE SONRASI...
Kemal Burkay
Bu yazı İstanbul’da aylık olarak yayınlanan
Anlayış Dergisi’nin Şubat 2010
tarihli sayısında, “Kürt Hareketinin Serencamı”
başlığı altında basıldı.
Kürt sorunu daha cumhuriyetten önce vardı. Cumhuriyet
döneminde de, Kürt halkının varlığı
ve meşru hakları tanınmadığı
için, sorun ağırlaşarak devam etti, Kürtlerin
talepleri ve devletin baskıları birbirine eşlik
etti. Devlet 1925’ten 1938’e kadar Kürtlere karşı
savaştı. 1938 Dersim direnişinden sonra yirmi
yıllık nisbi bir sessizlik dönemi yaşandı.
1950’li yılların sonlarında Kürt aydınları
arasında ilk kıpırdanmalar başlayınca,
devlet 1959’da “49’lar Olayı” diye adlandırılan
operasyonu yaptı ve bu insanlar TCK’nun 125 maddesinden,
yani idamla yargılandılar. Oysa ortada ne herhangi
bir örgüt, ne silah, ne de eylem vardı... Daha 49’lar
davası sırasında Kürt aydınları arasında,
“sol” eğilimli olanlar ve olmayanlar biçiminde iki kanat
belirmişti.
1960’lı yıllarda ise, 61 Anayasası’nın
getirdiği nisbi demokratik ortamda hem sol hareket, hem
Kürt hareketi canlandı. 1960’lı yılların
ilk yarısında, Musa Anter, Edip Karahan gibi aydınların
öncülüğünde bazı Kürt periyodikleri yayınlanmaya
başladı. Dilleri Türkçe idi, Kürtçe ise bazen bir
türkü, bir şiir ya da fıkra biçiminde yer alıyordu.
Bu dönemde sorunun adı “Doğu sorunu” idi, “Kürt
sorunu” bile denemiyordu. Buna rağmen bu yayınlar
hep kısa ömürlü oldular, 3-5 sayıyı geçmediler.
Kapatıldılar ve onları çıkaranlara yönelik
yeni operasyonlar yapıldı, yeni devalar açıldı.
Bu dönemde Kürt sosyalistleri Türkiye İşçi Partisi
içinde örgütlenip, Kürt sorununu sosyalist dünya görüşüyle
dile getirirken, “milliyetçi Kürtler” diye nitelenen diğer
kesim 1965’lerde illegal Kürdistan Demokrat Partisi’ni kurdular.
Partinin önde gelen iki ismi Faik Bucak ve Sait Elçi idi.
1966 yılında Avukat Mehmet Ali Aslan’ın öncülüğünde
Yeni Akış Dergisi çıkarıldı, dört
sayı sürdü. “Kürt sorunu”, “Kürt Halkı” gibi terimler
ilk kez bu yayında kullanıldı. Ben de derginin
yazarları arasındaydım. 1966’da tutuklandık
ve bu yayın da susturuldu.
1967 yılında bölgede “Doğu Mitinleri” diye
adlandırılan kitle eylemleri yapıldı.
Demokratik, kitlesel eylemler planında bu bir ilkti.
Söz konusu mitingler Silvan, Diyarbakır, Batman, Siverek,
Tunceli, Ağrı ve Ankara’da yapıldılar.
Onlara on binlerce insan katıldı ve bu eylemler
kitleler arasında büyük bir coşku yarattılar,
ses verdiler.
1960’lı yılların 2. yarısında, metropol
kentlerde üniversiteli Kürt gençleri Devrimci Doğu Kültür
Ocakları’nı (DDKO) oluşturdular. Bunlar daha
sonra Kürt kent ve kasabalarında da örgütlendi. Bu derneklerde
sol görüşlü olan ve olmayan yurtsever kesimler birarada
idiler.
Sistem bu gelişmelerden tedirgin olmuştu. Bir yandan
sistemin sözcüleri tehlike çanları çalarken, öte yandan
askeri komando birlikleri, bölgede silah ve suçlu arama bahanesiyle
baskıları yoğunlaştırdılar,
terör estirdiler. Amaç kitleleri sindirmekti.
12 Mart darbesi (1971), solun yanı sıra Kürt hareketini
de ezmeyi amaçlamıştı. Bu dönemde Kürt yurtseverleri,
gerek TİP içindeki sosyalistler, gerekse KDP yanlıları
ve DDKO üye ve yöneticileri Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde,
kısmen de Ankara-Mamak’ta toplandılar. Haklarında
davalar açıldı, ağır cezalar verildi.
1974 affı sonrası Kürt hareketi de yeniden örgütlendi.
Bu kez Türk solundan tümüyle ayrıştı ve sahneye,
Türkiye ve dünya sol hareketinden de etkilenen birçok örgüt
çıktı. İlk olarak 1974 yılı sonunda
Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi (PSK) kuruldu. (Genel
sekreteri bendim). Kamuoyunda dergimizin adıyla Özgürlük
Yolu olarak bilindi. Bunu Devrimci Demokratlar (KİP),
Rızgari, Çin çizgisindeki Kava izledi. Kürdistan Demokrat
Partisi bölündü ve ana kolu KUK adıyla sol bir çizgide
yoluna devam etti. (Elbet bu örgütlerin tümü illegaldi; çünkü
Kürt adını taşıyan veya Kürt sorununun
çözümünü programına alan herhangi bir örgütü legal olarak
kurmak olanaksızdı. Bugün de durum pek farklı
değil ya!)
Bunlar arasında en kitlesel olanlar partimiz (TKSP),
Devrimci Demokratlar ve KUK’tu. TKSP 1965 yılında
10 bin tirajlı aylık Özgürlük Yolu Dergisi’ni, 1977
yılında ise 15 günlük ve iki dilde (Kürtçe ve Türkçe)
yayın yapan, 30-40 bin tirajlı Roja Welat’ı
(Yurt Güneşi) çıkardı. Kürt sorunuyla, Kürt
dili ve tarihiyle ilgili kitapları basan Özgürlük Yolu
Yayınları’nı kurduk. (Elbet bu yayınlar
türlü baskılarla yüz yüzeydi. Periyodik yayınların
hemen her sayısı ve kitaplar toplanıyor, sahipleri,
sorumlu müdürleri tutuklanıyor, durmadan değişiyordu.)
1977 yılında Diyarbakır’da, 1979’da ise Ağrı’da,
bağımsız adaylarla belediye başkanlığı
seçimlerini kazandık. Bize yandaş ögretmenler, 150-200
bin üyeli Türkiye Öğretmenler Derneği yönetimini
dört yıl süreyle Türk solundan arkadaşlarla paylaştılar.
Sendikalarda ve yurt dışındaki Kürt göçmenler
arasında da örgütlü ve etkindik. 1980 yılı
başında DDKD ve KUK’la Ulusal Demokratik Güçbirliği’ni
(UDG) oluşturduk. Biz (Özgürlük Yolu veya TKSP) Kürt
sorununun çözümü için federasyon öneriyorduk; diğer örgütler
ise hemen tümüyle ayrı devleti savunuyorlardı.
Kürt hareketi bu dönemde de 1960’lı yıllarda olduğu
gibi barışçı biçimde gelişiyor ve hızla
kitleselleşiyordu. Sistem, bir bütün olarak sol ve demokratik
hareketi olduğu gibi Kürt hareketini de bölmek, yanlışa
sürüklemek için harekete geçti. PKK böyle bir dönemde ortaya
çıktı. İlkin “UKO’cular” denen bir gruptu,
1978’de PKK adını aldı. PKK silahlı mücadeleyi
temel alıyor ve barışçı-demokratik çalışma
yöntemlerini burjuva işi sayıp ihanetle suçluyordu.
Bunun gibi ayrı devleti savunuyor, federasyon veya otonomi
istemlerini de ihanet sayıyordu. PKK aynı zamanda,
daha baştan diğer Kürt örgütlerini düşman ilan
edip ortadan kaldırmayı amaçlamış, açıkça
ilan etmişti.
Nitekim PKK, kuruluşunun hemen ardından bize ve
diğer örgütlere yönelik silahlı eylem başlattı,
siyasi kadrolara yönelik cinayetler işledi. 1979 yılında
yayınladığımız bir broşürde,
PKK’nın bir provokasyon örgütü olduğunu, MİT
tarafından yönlendirildiğini söyledik. Abdullah
Öcalan da yıllar sonra, bizzat kendi gazetelerinde, Medya
TV’de ve kendisiyle yapılan röportajlarda şöyle
diyecekti: “PKK’yı kurduk, üç yıl süreyle ekmeğimizi,
silahımızı devlet verdi ve korumamızı
sağladı. Bizden istedikleri diğer Kürt örgütlerine
karşı savaşmaktı ve üç yıl boyunca
ne istedilerse yaptık...” Öcalan, “PKK’yı devlete
dayanarak kurup geliştirdiğini” belki onlarca kez
söyledi ve bununla övündü...
Daha 12 Eylül darbesinden önce Öcalan Suriye’ye geçti ve
Suriye istihbaratının denetimine girdi. Bu kez de
politikalarına Suriye yön verdi, 1999 yılında
getirilip İmralı’ya konuncaya kadar...
12 Eylül Cuntası, PKK’nınkiler de dahil, sağ
ve soldaki terör eylemlerini kışkırttı
ve böylece kendi eliyle döşediği terör kaldırımına
basarak yönetime el koydu. Darbenin ardından ise, PKK’nın
kadroları da dahil, tüm sol ve demokrat kadroları,
Kürt yurtseverlerini toparladı, ezdi, katletti.
1984 yılında PKK silahlı eylemi başlatınca
ise hem Türk hem Kürt toplumu savaşanlara göre kutuplaştı.
Türk kesiminde militarizm ve şovenizm gelişip güçlenirken,
Kürt kesiminde de PKK güçlendi. Her iki kesimde de barışçı
ve demokratik güçler zayaıfladılar. Belki bazılarına
garip gelir ama, devletin de istediği tam buydu... Böylece
Kürt haraketini sindirmek, Kürdistan’ın özellikle kırsal
kesimini boşaltmak, asimilasyon sürecini hızlandırmak
ve bu yoldan “Kürt sorununu bitirmek” için akıl almaz
bir devlet terörünü devreye soktu. 3-4 bin dolayında
köy ve onlarca kasaba yakılıp yıkıldı,
boşaltıldı, 3-4 milyon insanımız
yerinden yurdundan edildi. Bunlar bölgedeki ve Batı’daki
büyük kentlerin varoşlarına yığıldılar,
evsiz, işsiz perişan oldular ve kentlerin zaten
var olan sorunlarını daha ağırlaştırdılar.
Bunun yanı sıra 40 binin üzerinde insanımız
hayatını kaybetti. 17 bini “faili meçhul” denen,
gerçekte failleri çok iyi bilinen cinayetlere kurban gitti.
Toplum terörize oldu, devlet çeteleşti, yüzmilyarlarca
dolar bu kirli savaşa gitti.
Sonuç olarak Kürt gerçeğini inkârdan gelmek, Kürt halkının
meşru haklarını tanımamak, onunla yan
yana, eşit haklarla, barış içinde yaşamayı
kabul etmemek ve Kürt halkını zorla, şidettle,
kırımla, sürgünle, türlü asimilasyon yöntemleriyle
yok etme politikası işte bugünkü duruma yol açtı.
Hem Kürt hareketi şiddete itildi, hem Türkiye’nin kendisi
bir şiddet sarmalına düştü.
Bu politikanın iflas ettiği, şimdi aklı
başında herkes tarafından görülüyor. Türkiye
şimdi bu bataktan çıkmaya çalışıyor;
ama bu kolay değil. Bu eski, yanlış, acımasız
politikanın sahipleri, statükocu güçler, hâlâ var güçleriyle
direniyorlar, çözüme yönelik yeni ve uygar, çağdaş
bir politikanın hayata geçmesini engellemeye çalışıyorlar.
Bunu başarabilirler mi? Elbette hayır. Onların
ki çaresizce bir çırpınmadır. Ama değişim
sürecinin hızını kesebilirler, onu aksatabilirler,
ülkemizin insanına yeni acılar verebilirler. Ne
var ki sonunda değişim dalgası onları
aşıp geçecek. Her iki halk, Kürtler ve Türkler,
adil bir çözümün yolunu bulacaklar; eşitlik koşullarında,
gönüllüce, barış içinde bir arada yaşamayı
başaracaklar.
İşte o zaman bu ülke çağ atlayacak, barışçı
ve demokratik bir ülke olacak, hızla gelişecek...
Yeni bir dünyaya yeni bir anlayışla, yeni bir politikayla
varacağız.
Yazarın önceki yazılarından:
Pervasızlığın
bu kadarı:
“Balyoz” derbe planı...
Kar
– Şiir
Ali
Baba Kırk Haramiler Mağarasında
Açılımda eksikler ve yanlışlar
İki
ihtimal
Ergenekon
eylemde
Tüm barış ve demokrasi güçleri
uyanık olmalı
TBMM’de
Kürt Sorunu ve Dersim…
Statükocu
güçler, Ergenekon ve şiddet birbirine bağlı
Hey,
Hürriyet! Orada kimse yok mu?..
Aptallık
insana özgüdür
Alevi
sorununu çözmeye Munzur’dan başlayın!
Abdülmelik
Fırat’ın ardından
Aldatanlar
ve aldananlar...
Sisteme
kurban edilenler...
Ayıp
diye bir şey vardır, Bay Akyol!
Şu
bölme, bölünme hikâyesi...
Dema
Nu ile söyleşi
Ne
yazmalı?
Bu
nasıl devlet, bu nasıl yargı?!
Statüko
ile değişim arasında
Ahmet
Altan sapla samanı karıştırıyor
Kelepir fiyatına çözüm!
Barış
ve çözüm ortamı var mı?
Mardin
olayı üzerine
Nesimi,
Mahzuni, İhsani…
“Korku
imparatorluğu”
ve arkadaşım Turgut Kazan...
Hizbullah-PKK,
Jandarma silahları;
DTP’ye yönelik son operasyon
Güngören
bombaları
Ve bir kez daha haklı çıkarken…
Ergenekon
davası
Ve hukuk adına telaşlı çığlıklar...
Obama’nın
ziyareti derde derman oldu mu?
29
Mart Yerel Seçimlerinin Sonuçları
Gül
Kürdistan deyince...
Kar,
bahar ve Newroz üzerine…
DTP
sorumluları bu işlere ne der?
Bir
hastane yazısı
Yerel
Seçimler Üzerine
“Ergenekon”un
kısa bir tarihçesi
İşte
buna şaşıyorum!
Ergenekon
üstüne titreyenler...
Bu telaş neyin nesi?
Onlar
yalnız Ermenilerin değil, kendi halklarının
da düşmanı
Din-siyaset
ilişkileri
Ergenekon
ve 33 asker
Din
üzerine bir sohbet
Takke
düştü, kel göründü
Türkiye
sorunlarını neden çözemiyor?
Bezele
de Dağlıca gibi bir provokasyon
Ergenekon
ve Sol
Pirçandî û Pirsa Kurd
İçe kapanma olayı ya da kaplumbağa politikası
Kürtçe ve Türkçe yazma üzerine
Cambaza
mı bakalım, hırsıza mı?
Komplolar,
cinayetler, provokasyonlar… ”Devlet sırları!”
Sistemde açılan bu gedik önemlidir
Abant Platformu ve sömürgeci tezlerin yeni versiyonları
Ergenekon
ve Dağlıca
”Bilgi
Destek Planı” yıllardır yürürlükte..
Baskın
Hoca’nın genellemeleri…
Bu
nasıl bir ülkedir?
Umut ne AKP’de, ne Kemalizmde
AKP’nin “çözüm” paketi ve GAP
Kürt
sorununda ekonomi ve siyasetin bağı
Sabancı
Cinayeti’nin belgeleri de ortaya dökülürken...
AKP
değişimin partisi değil
Eski
film yeniden gösterimde mi?
Kedinin
boynuna çanı kim takacak?
Ülkeyi
batağa sokanlardan çözüm beklenemez
Yeni bir halk hareketine
gerek var
Canım
tepki göstermek istemiyor
Sadun
Hoca ve Hasretyan
Geçmiş olsun Sırp yoldaşlar!
Aslan
Asker Şwayk ”Panodaki Şiir”e Karşı!
Türban
ve laiklik üzerine
Ergenekon
ve Türk medyasının çözülen dili
Düzenli köşe yazılarıma
son verirken…
Hrant
Dink’i anarken
AKP
sistemle kaynaşırken..
Sekiz
asker, bomba olayı ve Erdoğan…
Tarih,
akıl ve ahmaklık üzerine
Kandil
Operasyonu; hedefler, sonuçlar
Kürtlerin
temsil sorunu
Sabah’taki
söyleşi, DTP ve temsil sorunu üzerine
Oyunun yeni perdesi ve değişen
taktikler
DTP’ye
yönelik kapatma davası
Bush-Erdoğan
görüşmesi ne sonuç verdi?
Militarizm
Türkiye’yi teslim almak istiyor
Katil
kim?.
PKK’nın
silah bırakmasına veya yeni bir ateşkese karşıyım!
Bu çılgınlıkla
nereye?..
Nasıl
bir anayasa? – 3
Militarizm barışa, demokrasiye, gelişmeye engel
Türkiye
Malezya olur mu? Keşke olabilse!
Nasıl
bir anayasa? – 2 Kemalizm ayak bağı oldu
Nasıl bir anayasa?
Bir
genel af ”PKK sorununu” bitirir mi?
DTP’nin
temel yanlışı ne?
Yedi
kızın acı öyküsü Yaşamadan Öldüler
Yakın
tarihe kısa bir gezinti
Kürdistan gerçeği, Kürt ulusal sorunu ve onurlu tavır
Türk
dış politikasının rüşvetleri…
Yezidi
Kürtlere yapılan saldırı
Türk
Parlamentosu ve Kürtler
Seçimlerde
Türkiye solu, Kürt Ulusal hareketi
22
Temmuz Seçimleri üzerine
Orman
yangınları kimin işi?
Dink
Davası ve Sivas
Bir
mum yakmaya devam…
Kuzeyde
bir hafta
Norveç sınırı, Laponlar, beyaz geceler…
Darbe
ayağa düştü
Darbe
planı işlemekte
Barzani
“PKK terörü”nü destekliyor mu?
Hükümet
gerçekleri halka anlatmalı
Sayın
Sezer, nereden nereye!
Son
terör eylemlerinin ardında kimlerin eli var?
Sistem
ne laik ne demokrat
“Dil
Devrimi” ve “Güneş Dil Teorisi” komedisi
“Türk
Tarih Tezi” komedisi
Paşalar
Cumhuriyeti, berdevam mı?.
Kürt
Dili nasıl kurtulur?
Türk
medyası ya da Yalancı Çoban
General,
istifa et!
Heyy,
orada bir Müslüman yok mu?!.
Irkçı
görüşlerin temeli yalan ve safsata-2
Türk-İslam
sentezi ve Kürtler, Aleviler...
Irkçı
görüşlerin temeli yalan ve safsata-1
Kim
olursa olsun!
“Bu
ırkçılık nerden çıktı?!”
Aman,
301’i değiştirmeyin!
Yanlışta
direnenler, Sopayı çözüm sananlar...
“Halkın
oyları” ve çıkar yol
Türkiye
batağa nasıl saplandı..
Kerkük
Kürdistan’a katılırsa...
Gerçek
katil kim?
Ankara
Konferansı üzerine
AB’ye
sırtını dönen Türkiye’de Savaş hazırlığı
mı, blöf mü?
Saddam
cezasını buldu
Çıkara
dayalı yanlış hesaplar
AB’nin
son kararı üzerine
Baker
Raporu ölü mü doğdu?
PKK
neden taktik değiştirdi?
İlkesizlik
ve Irak’ta çözüm
Bir
kez daha Ermeni sorunu üzerine
Değişime
direnen Türkiye
Sel,
yangın vb. “doğal felaketler” üzerine..
Kürdistan,
zenginlik içinde yoksul ülke..
Bir
şarkı, bir şiir
Fransız
Parlamentosu’nun kararı Ve Cezayir..
En
büyük devletsiz ulus..
Oyunu
gerçek sanmak-2
Oyunu
gerçek sanmak.. (1)
Ana-babalar
kirli savaşı sorgulamalı
Linç
salgını yayılırken…
Lübnan’dan
uzak dur, Kürdistan’a hücum!..
Uygarlıklar
Savaşı mı?
Türkiye’nin
Kerkük Sorunu!
Halkı
yalanla besleyen rejimler…
Irak’ı
bekleyen: Ya üçlü konfederasyon, ya üç ayrı devlet
Bölgemizde
ve Dünyada barış ve istikrar için..
Statükonun
yıkımına kim ağlar?
Terör
ve PKK bahane, Hedefler çok başka…
Hürriyet’in tehlike çanları!
Kırk katır mı, kırk satır mı?..
Demirel, Çiller, Ağar, Güreş… Bunlar tanık
mı, sanık mı?.
Şemdin’in
yakalanması, destanlar, balonlar…
Başı
türbanlı bir kadın neden cumhurbaşkanı
olmasın?..
Çetelerle
mücadelede hükümete destek vermeli
Ülkeyi
esir alan ahtapot...
Sular
ısınırken...
”Sanki
herkes kör, herkes zincirlerle bağlı…”
Bu
bir darbe değil mi?
Terör
ne, terörizm ne?
TBMM
Başkanı Arınç’ın kunuşması ve
demokrasi üzerine..
Şemdinli’deki
askeri yığınak neyin nesi?..
Rejimin
Kürt halkına topyekün saldırısı
Baş
terörist kim, PKK mı, Türk devleti mi?
Önyargı,
tutku ve akıl...
Derin
devlet oyununda Rejisör, figüran ve seyirci…
Suç
ve Ceza
Yine
bir şeyler dönüyor…
Sistem
çürümüş, dökülüyor
Irak’ta
iç savaş kaygısı ve kendi kendine gelin güvey
olanlar..
ŞOVENİZMİN
ESİR ALDIĞI BEYİNLER (*)
At
izi it izine karışırken..
HAMAS
ve PKK…
Sağduyu
ve hoşgörü gerekli
Şemdinli’nin
üstü örtülüyor
Adalet
mi rezalet mi?.
Genelkurmay
Gladyosuna sahip çıktı!
Türk
Gladyosu tasfiye edilmedikçe…
Yalancının
mumu yatsıya kadar yanar
“Demokratik
Cumhuriyet”in patenti Bay Öcalan’ın mı?
Türk
rejimi neden Apo´ya sarıldı?
Kürt
sorununa çözüm çeşitlemeleri üzerine…
Türkiye
Kürtler konusunda İran’ın bile çok gerisinde…
Erdoğan’ın
Şemdinli ziyareti ve alt kimlik-üst kimlik üzerine
Paris
olayları ve küreselleşme üzerine
Olaylar
böyle mi aydınlanacak?
Şemdinli
bir fırsattır
Bu
nasıl bir ilerleme?
Değişimi
anlamak ve Kürt sorununda akılcı çözüm
Bilimsiz
üniversite, hukuksuz adliye..
Türkiye’nin
AB üyeliği ne Sevr’dir, ne de Lozan…
AB ile müzakereler başlarken umutlar - kaygılar...
3
Ekim bir dönüm noktası olacak
Sevgisiz
bir ülke..
“Demokrat,
özgür ve çağdaş Kürtlerin sesi…”
Provokasyon
dumanları…
Asıl
ölüm susmaktır
PKK’yı muhatap yapan kim?
Erdoğan’ın son tavrı
Doğu Kürdistan’daki son
gelişmeler üzerine
Kürtçe
şu anda zincirlerle bağlı
Öcalan
İmralı´dan alınmalı
Derin Devlet ve PKK el ele..
Bir kez daha terör ve uluslararası sorunlar
üzerine
Bir toplum nasıl kandırılır?
Bazı dostların ardından
AKP Alevileri yok sayıyor
ÇIKAR YOL - III Buyrun,
örgüt de var, iş de!
Erdoğan’ın ABD gezisi: Türk tarafı
için düş kırıklığıürk
tarafı için düş kırıklığı
ÇIKAR YOL – II
Teslimiyete karşı ulusal seçenek
Fransız Referandumu üzerine düşünceler
ÇIKAR
YOL - I En başta umut gerekli
İşe
yaramaz bir karar…
NE
DEĞİŞMİŞ?.
Soykırım ve Yüzyıllık Nazizm
Kendi
ordusunun işgali altında…
Türkiye’nin
Kürt Politikası: Döverek Islah..
PKK’yı
kim çözsün?.
Dün
cami, bugün bayrak…
İstanbul
sorunu artık Kürdistan sorunudur
Ermeni Soykırımı ve Orhan Pamuk Olayı
Bir
kez daha laiklik sorunu ve Aleviler konusu
Ş
I M A R I K…
Kürt
Devleti ve Deli Dumrullar…
Dezînformasyon û Prowokasyon
Derin
Devlet Tiyatrosunda Kürtler
ve Türkler...
|